Resûlullah (sav) bir benzetmeyle sarsıyor bizi:
“Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.” (Tirmizî, Zühd, 43)
Dikkat edin… İki aç kurt. Hem açlar hem de sürünün içine salınmışlar. Savunmasız bir topluluğun ortasında dişlerini geçirecekleri masum bedenler var. Ama Efendimiz (sav) diyor ki: Mala ve mevkiye düşkünlük, insanın dinine bundan daha büyük zarar verir.
Demek ki asıl tehlike dışarıdan gelen kurtlar değil; insanın içine yerleşen hırstır.
Kur’ân bu tehlikeyi asırlar önce haber vermişti:
“Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihandır.” (Enfâl, 28)
İmtihan… Yani masum görünen şeylerin içindeki gizli sınav. Mal, başlı başına kötü değildir. Mevki, başlı başına haram değildir. Ama kalbe yerleştiğinde, Allah’ın önüne geçtiğinde işte o zaman kurda dönüşür.
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Hayır! Doğrusu insan kendini müstağni gördüğü için azar.” (Alak, 6-7)
Müstağni… Yani “Ben oldum”, “Ben yaptım”, “Benim gücüm var” diyen insan. Serveti arttıkça secdesi azalan, makamı yükseldikçe tevazusu kaybolan insan…
Mal arttıkça şükür artmıyorsa, o mal nimetten çok fitnedir.
Bugün toplumun en büyük yıkımlarından biri budur.
Din, makam için araç haline getirildiğinde…
Hakikat, çıkar için eğilip büküldüğünde…
İlke, koltuk uğruna feda edildiğinde…
İşte o zaman iki aç kurt sürünün ortasındadır.
Resûlullah (sav) başka bir hadisinde şöyle buyurur:
“Âdemoğlu için bir vadi dolusu altın olsa, bir vadi daha ister.” (Buhârî, Rikak)
Doymayan bir iştah…
Bitmeyen bir hırs…
Ve en acısı, bunun din kisvesi altında meşrulaştırılması…
Nice insanlar vardır ki serveti büyüdükçe kalbi küçülür.
Nice insanlar vardır ki makamı yükseldikçe ahireti düşer.
Oysa Rabbimiz uyarıyor:
“Dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence ve bir aldanıştır.” (Hadîd, 20)
Aldanış… Çünkü kalıcı değildir.
Aldanış… Çünkü kabre kadar gelir, kabirden öteye geçmez.
Mal sevgisi kalbe hâkim olduğunda adalet susar.
Makam tutkusu büyüdüğünde hakikat eğilir.
Koltuk, emanet olmaktan çıkar; saltanata dönüşür.
Oysa mümin bilir ki makam bir emanettir. Peygamber Efendimiz (sav) Ebû Zer’e şöyle demiştir:
“Ey Ebû Zer! Sen zayıfsın; idarecilik bir emanettir. Kıyamet günü o, pişmanlık ve rezilliktir.” (Müslim, İmâre)
Bugün insanlar makamı izzet zannediyor. Oysa çoğu zaman makam, ahirette hesabı ağır bir yüktür.
Asıl mesele şudur:
Kalpte Allah mı büyüktür, dünya mı?
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Kalp huzuru parayla değil, makamla değil; Allah’la bulur.
Malı elinde taşıyan kurtulur.
Malı kalbinde taşıyan mahvolur.
Mevkiyi hizmet için isteyen kurtulur.
Mevkiyi üstünlük için isteyen yanar.
İki aç kurt sürüyü parçalar;
Ama mala ve makama düşkünlük insanın imanını parçalar.
Kurt sürüyü dağıtır;
Hırs ise insanın ahiretini dağıtır.
Sürü zarar görür, toparlanabilir.
Ama iman zarar görürse telafisi zordur.
Bu yüzden asıl cihad dışarıdaki düşmana karşı değil; içimizdeki kurda karşıdır.
Ey kalbini yoklayan mümin!
Sahip oldukların mı seni taşıyor, sen mi onları taşıyorsun?
Makamın seni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa senden secdeyi mi uzaklaştırıyor?
Unutma:
Dünya el değiştiren bir gölgedir.
Makam, bir gün mutlaka başkasının olacaktır.
Mal, miras kalacaktır.
Ama hesap…
Hesap seninle gelecektir.