Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın 41 yıldan beri devam eden kültür sanat faaliyetlerini Başkan Şerafettin Yılmaz ile konuştuk.

Kültür ve sanat dünyamızı bugün diri tutan kuruluşların başında bazı vakıflar geliyor. Yaptığı hizmetler, düzenlediği kurslar, yayımladığı eserler ve muhtelif faaliyetleriyle temayüz etmiş kıymetli kuruluşlarımızdan biri de Türk Kültürüne Hizmet Vakfı (TKHV)’dır. 1985’te kurulan vakfın kuruluş amacı şöyle hülâsa ediliyor: “Türk kültürünün korunması, geliştirilip yüceltilmesi, iç ve dış dünyaya tanıtılması ile kültür sahasında hizmet sunan kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirlikleri yapmaktır. Bunu tamamlayan bir başka nokta, Türk medeniyet ve kültür hayatının çok önemli temel taşlarından biri olan Vakıf anlayışının sorumluluğunu taşımak, taşıyabilmek ve buna talip olmaktır.”

Geleneksel sanatlarımızın tanıtımında ve uygulama atölyelerinin açılımı yanısıra, yüzlerce ilim adamı ve sanatkârlarımızın ilmini, emeğini, gönlünü koyarak gerçekleştirdiği, 12 ciltlik Türk Dünyası Kültür Atlası projesi şaheser bir hizmettir. Kurulduğu günden itibaren; belgesel filmler, seminer, panel, sempozyum, yaşayan bilim ve sanat dünyamızın öncü isimlerinin ödüllendirilmesi, kültürel yarışmalar, sergiler, fuarlar, müzecilik, restorasyon çalışmaları, geziler ve çok yönlü ilmî, kültürel yayınlar vakfın çalışmaları arasında bulunuyor. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı bünyesinde birbirinden değerli eserler kültür hayatımıza armağan ediliyor. Bunlar arasında özellikle Türk Dünyası Kültür Atlası son derece kıymetlidir.

TKHV’nın düzenlediği ödül törenleri, son derece önemlidir. Vakıf, kültür ve sanat konularında emek harcamış, kültürümüzün tarihî gelişimini incelemiş ve bu birikimlerini yeni nesillere aktaracak çalışmalara, ömürlerini vermiş şahsiyetleri ödüllendirmeyi bir borç olarak kabul etmiştir. Bu görüş ve düşüncelerle manevi, tarihî ve kültürel değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak amaçları ile ilim, kültür ve sanat alanlarında kültür değerlerimize hizmet veren yaşayan kültür ve sanat insanlarına kurulduğu yıldan itibaren ödüllendirmeyi hedeflemiş bulunmaktadır. Vakıf, 5 yılda bir edebiyatımız, tarihimiz, örf, adet, gelenek, görenek, sanatımız, müziğimiz gibi konularda hizmet vermiş şahsiyetlere duyulan saygı ve önemi belirtmek, genç nesilleri özendirmek amacıyla “Türk Kültürüne Hizmet Şükran Ödülleri”ni veriyor. Ayrıca “Türk Dünyası Türk Dili Şeref Ödülü”nde Türkçemize hizmet eden bilim ve sanat insanlarına törenle mükâfatları veriliyor.

TÜRK SANATLARI YAYIN PROJESİ

“Türk Sanatları” başlığıyla projelendirdirilen ve 12 sanat konusunu geçmişten gelen birikimleriyle, sanatın evrensel dilini kullanarak, millî ve milletlerarası seviyedeki gelişmeler ışığında sanata farklı bakış açıları kazandırabilen, aynı zamanda köklü Türk kültürünü benimsemiş, paylaşımcı, katılımcı, özverili, modern imkânları birleştirebilen, çok yönlü, istikrarlı, araştırmacı ruha sahip, yetenekli, sanatçılar/araştırmacılar yetiştirilmesine katkı sağlamak amacıyla değerli projeler hayata geçirilmektedir.

İHTİŞAM VE ZARAFET

Şüphesiz sanat kursları deyince akla ilk gelen müesseselerden biri de Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’dır. Vakfın uzun zamandan beri Ayasofya’nın hemen yanında mekân olarak kullandığı Caferağa Medresesi, bir bakıma klasik sanatlarımızın, gelenekten beslenen bir merkezi konumundadır. Medrese bugün, Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi olarak hizmet veriyor. Burada düzenlenen kurslardan bazıları şunlardır: Seramik, Mozaik, Çini, Keçe, Ebru, Hat, Tezhip, Minyatür, Kuyumculuk, Porselen Desenleme, Kâğıt Yapımı, Katı’ Sanatı. TKHV’nın musiki çalışmaları da büyük önem arz ediyor. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Başkanı Şerafettin Yılmaz ile Milat gazetemiz için bir mülakat gerçekleştirdik. Sorular ve cevaplar şöyle:

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri. Kültür sanat alanındaki hizmetleriyle temayüz eden kıymetli vakfımızın kuruluş hikâyesinden, amacından ve kurucularından özetle bahseder misiniz?

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, 1985 yılında Kültür Bakanlığı’nın teşvik ve desteği ile dönemin Kültür Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu ve Kültür Müsteşarı Kemal Gökçe öncülüğünde kurulmuştur. Kuruluş amacı millî kültürümüzün korunması, geliştirilip yüceltilmesi, iç ve dış dünyaya tanıtılması ile kültür sahasında hizmet sunan kurumlarla, iş birliği yaparak millî kültürümüzü, vakıf anlayışının doğurduğu sorumluluğu taşımaya talip olarak gelecek nesillere aktarmayı hedeflemiştir. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Resmî Senedinin 5. maddesinde yer alan vakfın kurucu üyeleri listesinde: Mükerrem Taşçıoğlu, Kemal Gökçe, Ahmet Turgut Atasoy, Avni Akyol, Hulusi Çetinoğlu, Mustafa Sinan Genim, Mükerrem Berk, Tarık Galip Somer, Halil Kemal Kafalı, Orhan Oğuz, Muhteşem Semih Giray, Nevzad Atlığ, Ahmet Keskin, Cüneyt Gökçer, Mim Kemal Öke, H. Rıdvan Çongur, Ahmet Aydın Bolak, Zübeyir Ziyad Ebüzziya, Mahmut Şevket Rado, Yücel Çakmaklı gibi önemli isimler yer almaktadır.

Vakfımız, kuruluşundan itibaren amaç ve hedefleri doğrultusunda kültürümüzün birçok alanında hizmetlerini sürdürmektedir. Yayınlar, Taşınmaz Kültür Varlıklarının Restorasyonu, Geleneksel Türk Sanatları Atölye Çalışmaları, Sergiler, Araştırmalar, Panel, Konferanslar, Geleneksel Sahne Oyunları, Ödül Törenleri gibi konularda yapmış olduğu çalışmalarla vakfımız bir anlamda iş birlikleri oluşturarak kurulduğu günden itibaren tarih, kültür, sanat, eğitim konularının geliştirilmesi ve yeni nesillere aktarılması konusunda önderlik etmektedir.

İstanbul’da Sultanahmet-Küçük Ayasofya’da bulunan vakıf merkezinde yapmış olduğumuz çok yönlü çalışmalarla ve yayıncılık faaliyetlerine özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle de hayata geçirilen “Cumhuriyetin 100. Yılına Armağan Yayın Projeleri” ile yayın faaliyetlerine devam etmektedir. Bu proje kapsamında 2022-2026 yılları arasında 97 cilt eser yayın hayatına kazandırılmış olup, yayınlanması planlanan eserlerle proje kapsamındaki eserlerin 200 cilt ile tamamlanması planlanmıştır.

Vakfın merkezi değişti. Küçük Ayasofya’da güzel bir mekânı hizmete açtınız. Eski ve yeni yerler hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı kuruluşundan 1990 yılına kadar giderlerini genel bütçeden sağlamıştır. Kültür Bakanlığı’nın sivil toplum kuruluşlarına yönelik maddi desteği mevzuat değişikliği ile 1990 yılında kaldırılmıştır. Vakfımız, 2008 yılına kadar Yıldız Sarayı bünyesindeki farklı mekânlarda çalışmalarına devam etmiş olup, mevzuat değişikliğinden dolayı sivil toplum kuruluşlarına destek kaldırıldığından Yıldız Sarayı’ndan ayrılmak zorunda kaldık. Bu şekilde sadece bir mekânı kaybetmedik, bütçeden karşılanan maddi desteği de kaybettik. Küçük Ayasofya Mahallesi’nde 90 metrekarelik bir yer kiralayarak oraya taşındık ve faaliyetlerimizi orada sürdürmeye çalıştık. Vakıf olarak Yıldız Sarayı’ndaki çalışmamız sırasında Kültür Bakanlığı’nın bir projesi olan Türk Dünyası Kültür Atlası’nı yayınlamayı üstlendik. 15 yılda 12 ciltle tamamlanan eserde yayımlanan külliyatta konusunun uzmanı çok sayıda akademisyen hocamızın emekleri geçmiştir.

Vakıf, uzun yıllar Ayasofya Camii yanındaki Caferağa Medresesi’nde kültür sanat alanında pek çok faaliyetin düzenlenmesine de vesile oldu. 26 Mayıs 1989’da hizmete açılan bu güzel mekân, “Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi” olarak hizmet veriyor. Caferağa’da başlangıçtan bugüne kadar yapılan hizmetler hakkında bilgi verir misiniz?

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından, Mimar Sinan’ın 400’üncü ölüm yıldönümü vesilesiyle 1989 yılında restore ettirilen Caferağa Medresesi, bugün Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi olarak hizmet vermeye devam etmektedir. Caferağa Medresesi sanatı tarihle buluşturan bir vizyonda bir sanat merkezi olarak medreselerin öğretici misyonunu günümüzde de yapmış olduğu çalışmalar ve vermiş olduğu eğitimlerle yaşatmaktadır ve yaşatmaya devam edecektir. Geleneksel Türk sanatlarının hem ülkemiz insanlarına incelikle öğretilmesi hem de kısa süreli olarak yurt dışından ülkemize gelen turistlere bu sanat dallarını uygulamalı olarak gösterilmesi bizim için gurur kaynağıdır.

“Türk Kültürüne Hizmet Şükran Ödülleri”niz bulunuyor. Bu meyanda vakfımızın ayrıca “Türk Dili Şeref Ödülleri” var değil mi?

Vakfımız, Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulduğu 1985 yılından itibaren, kültürel değerlerimize hizmet vermiş oldukları alandaki faaliyetleri için yaşayan büyüklerini çeşitli alanlarda anmanın zaruretine inanarak, ödüllendirmeyi de geleneksel hâle getirmiştir. Her 5 yılda bir kültürümüze hizmet eden 5 değerli büyüğümüze “Türk Kültürüne Hizmet Şükran Ödülü” vermekteyiz. Ülkemiz insanlarına verilmek üzere düzenlenmiş bir ödül iken bir de yine her 5 senede bir “Türk Dünyası Türk Dili Şeref Ödülü” verdiğimiz faaliyetimiz bulunmaktadır. Bu da yurt dışında bulunan yabancı Türkologlara verdiğimiz bir ödüldür. Türk diline, tarihine ve kültürüne hizmeti dokunanlara verdiğimiz ödüldür. Hizmetleri için verilen ödülde teşvik gayesi nazara alınmaktadır. Koronavirüs salgını sebebiyle verdiğimiz ödüllere ara verilmiş olup, “Cumhuriyetin 100. Yılına Armağan” projesinin yoğunluğunun devreye girmesiyle ertelenmek durumunda kalmıştır. Muhtemelen 2027 yılından itibaren tekrar ödüllerimizi vermeyi planlıyoruz.

1985 yılında kurulan öncü STK’larımızdan biri olan Türk Kültürüne Hizmet Vakfı “41. Yılı”na girdi. “41 kere Maşallah” diyelim. Sizden vakfın yeni hizmetlerine dair bilgi alabilir miyiz?

Vakfımızın, 41 yıllık geçmişinde gündeminde olup, proje olarak gerçekleştiremediği en önemli konu “Türk Tarihi Coğrafyası Millî Parkı” adındaki projemizdir. Minimize edilmiş kültür varlıklarımızı ve belli oranda coğrafi varlıkları içeren bu projemiz gerçekleşseydi, planladığımız şekilde hayata geçireceğimiz alan, ziyaretçilerin kendilerini Türk dünyasının içinde seyahat eder gibi hissetmesini sağlayacaktı. Bu proje için devletimiz başlangıçta 20.000 dönüm arazi tahsis etmiş daha sonra verilen alan daraltılarak yaklaşık 14 – 15 bin dönüm civarında bir alan söz konusu olmuş ancak söz konusu alan bakanlar kurulunca başlı başına bu proje için değil turizm yatırımı şeklinde değerlendirerek tahsis edildiği için belirli bir süre sonra bu projemiz uygulanamaz hâle gelmiştir. Zira bu maksatla yapılan tahsislerde belli süreler ve bu sürelerdeki zorunlu işlemler yapılıp yetiştirilememiştir. Dolayısı ile de bu proje gerçekleştirilememiştir. Bu, vakıf olarak ve vakıf yönetimi olarak bizim içimizde kalan bir ukdedir. Belirttiğim projemiz haricinde vakıf merkezi ve medresemizdeki tüm çalışmalarımızı tüm gayretimizle devam ettirmekteyiz.

Osmanlı Devleti’nin 634 yıllık uzun ömrü içinde vakıfların büyük hizmetleri görülmüştür. Ecdadımız, hemen hemen her sahada vakıflar kurmuş, Devletine ve milletine çeşitli yollarla hizmet etmiştir. Bugün de Türkiye’mizde vakıf sayılarının giderek arttığını görüyoruz. Zât-ı âliniz ömrünü Türk milletine adamış bir hukuk, kültür sanat insanı ve ‘vakıf adam’sınız. Yeni kurulan ve kurulacak vakıflarda kuruculara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Temel hedefleri ne olmalıdır, nasıl hareket etmelidirler? Dikkat etmeleri gereken hususlar nelerdir?

Vakıfların kuruluş tarihini araştırdığımızda, başlangıçlarının Hz. Muhammed’e dayandığını görmekteyiz. Kendisine ait bir zeytinliği bağışlayarak daha doğrusu vakıf hâline getirerek tahsis etmesi bir başlangıç addedilir. Daha sonra varlık sahibi olan insanların mal varlıklarını tahsis etmek suretiyle vakıf geleneğinin başladığını ve geliştiğini görmekteyiz. Esasen vakıflar, ebediyen yaşamak üzere topluma hizmet edecek alanlarda faaliyet göstermek üzere kurulmuş müesseselerdi. Bu geleneğin zaman içinde gelişerek Osmanlı Dönemine ulaştığında zirve yapmış olduğunu görmekteyiz. Takriben Osmanlı döneminde 50.000 civarında vakıf olduğu belirtilmektedir. Cumhuriyet ile birlikte bu vakıf anlayışının fevkalade küçüldüğü âdeta yok sayılacak hâle geldiğine şahit olunmaktadır. Ancak bugün içinde yaşamış olduğumuz dönemde, vakıfların yeniden revaç bulduğunu ve sayıların süratli bir şekilde arttığına şahit olmaktayız. Ancak bir vakfı ebediyen yaşatacak bir ölçüde bir mal varlığı tahsisi yerine bir sivil toplum kuruluşu örneği olan dernekler gibi vakıfların, vakıf hüviyeti kazanması için varlık tahsisi şartı aranmamaktadır. Bu durum ise, bir vakfın kuruluş amacı doğrultusunda hizmet verme hâlinin devamlılığına imkân vermemektedir.

Dernekler nasıl yaşıyorsa vakıflar da farklı kaynaklardan para temin etmek suretiyle yaşama gayreti içine düşmektedir. Bu durum da geleneksel vakıf anlayışımız ile uyuşmamaktadır. Bu konuda, vakıfların kuruluş amaçları doğrultusunda varlık göstermeleri için vakıfların en başındaki kuruluş sürecindeki anlayışa dönülmek ve bir vakfı Allah yolunda hizmetlere imkân verecek mal varlığı tahsisi ile kurulması şartına bağlanmalıdır. Bunun, vakıfları verimli kılacak bir yöntem olduğu inancındayım. Temennim, bu konunun mevzuatta yapılacak bir düzenleme ile vakıfların kuruluşu, bir mal varlığı tahsisi şartına bağlı olmalarıdır. Aksi hâlde vakıflar maalesef birer tabela kuruluşu olarak kalmak durumundan öteye geçemez.

TKHV deyince, akla ilk olarak 12 ciltlik Türk Dünyası Kültür Atlası projesi geliyor. Kültür sanat camiasında büyük heyecana vesile olan bu projenin muhtevasından bahseder misiniz?

Bu eserimiz tamamlanmıştır. 12 ciltlik Türk Dünyası Kültür Atlası projesi, İslam Öncesi Dönem: 1 cilt, Selçuklu Dönemi: 2 cilt, Osmanlı Dönemi: 6 cilt, Cumhuriyet Dönemi: 2 cilt, Türk Devlet ve Toplulukları: 1 cilt olmak üzere tamamlanmış bir eserdir. Eserimiz ele aldığı her dönemi kendi içinde siyasi tarih, dil, din, müzik, mimari ve sanat dalları gibi alt başlıklarda ele almıştır. 12 ciltlik eserimiz dışında 166 devlet kurmuş olan milletimizin tarih atlası yoktu. Bu konu ele alınarak ülkelerin en güncel veriler ve yeniden çizilmiş haritalarla ele alınmış halini Türk Devletleri Tarih ve Kültür Atlası adıyla tek bir cilt olarak ve daha önce gerçekleşmemiş bir atlas projesi ile farklı bir sistemde yayınladık. 60’ın üzerinde akademisyenin çalışması ile ilk defa vakfımız tarafından hazırlanan bu eserimiz 600 sayfanın üzerindedir. Bu çalışmamızı okullar için özet niteliğindeki bir diğer versiyonu da Türk Devletleri Tarih Atlası adını taşımaktadır ve okuyucu tarafından yoğun ilgi görmektedir.

Türk kültürüne, sanatına, edebiyatına ve fikir hayatına hizmet eden unutulmaz büyük şahsiyetler hakkında çok değerli eserler hazırladınız. Bu biyografi serisindeki büyük boy prestij ve emek mahsulü kitapları, konunun uzmanları hazırladı. Bu vefa dolu neşriyat hakkında bilgi lütfeder misiniz? Ne zaman başlandı, bugüne kadar hangi eserler yayımlandı? Proje kaç kitapta tamamlanmış olacak?

Vakfımızın, “Cumhuriyetin 100. Yılına armağan Yayın Projeleri” kapsamında hayata geçirdiği ve en başından beri en önemli alt başlıklardan biri olarak gördüğümüz bu yayın grubunda bugüne kadar 44 önemli biyografi yayımlanmıştır. Türk Edebiyatında Biyografi geleneğinin oluşmadığı düşüncesiyle, bu geleneği oluşturmayı görev addetmiş olarak çalışmamızı yürütmekteyiz.

“Kültürümüzün Temelini Oluşturan Değerli İnsanlarımızın Biyografileri” başlıklı yayın, hayırsever iş adamlarının sponsorluğunun yanında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün de maddi destekleriyle yayımlanmaktadır. Türk dünyasına fikri anlamda katkıları olmuş ancak kendileri hakkında yazılı kaynağın yeterli ölçüde bulunmadığı isimlerin biyografilerini konu edinmektedir.

Bu yayın grubumuzun, yalnızca akademik camia tarafından tercih edilmesinin yanı sıra, genç okuyucu kitlesi ile farklı yaş, meslek gruplarından kişiler tarafından da ilgiyle okunması, takip edilmesi hedeflenmektedir. Biyografisi yazılacak şahsiyetlerin, ilim ve fikir hayatımıza kazandırdıkları, şahsiyetlerine ve kültürel hayatlarına dair bilgilerin eserlerimizde yer alması, okuyucularımızın çok yönlü bilgi edinmelerini, bu vesileyle hayatlarına kültürel anlamda zenginlik sağlamaları, çalışmamızın amacına ulaşmasına katkı sağlayacağını bize düşündürmektedir. Biyografi eserlerinin gündeme gelmesi, Nihad Sâmi Banarlı’nın doğumunun 117. Yılı münasebetiyle o zamanlar Marmara Üniversitesi’nin Sultanahmet’teki binasında yaptığımız toplantı sonrası gündeme geldi. Önemli isimlerimizin biyografisi olarak bugüne kadar 44 eser ortaya koyduk ve muhtemelen 85 eser ile bu seriyi tamamlamış olacağız. Böylece değerlerimizi, arkadan gelen nesiller de bilerek, bu değerlerin hayatına ilişkin bilgilere ulaşma imkânına sahip olacaklar.