Yaşadığım İstanbul’da en çok sevdiğim semt Eyüpsultan. Çünkü burada “Mihmandar-ı Nebi” yatıyor. Ve civar mezarlıklarda yüzlerce büyüğümüz, nurlu kabirlerinde mahşeri bekliyor. İkinci gözde semtim neredeyse yarım yüzyıldır oturduğum Fatih. Bir başka ulu şehrimiz! Ardından ruh aşinası Üsküdar! Fatih’in bereketli semtlerinden biri de Bâbıâli. Komşuları: Eminönü, Beyazıt, Çemberlitaş ve Sultanahmet…
Çok okuyan ve gezen bu arada biriktirdiklerini kitaba dönüştüren Dr. Mustafa Yılmaz, Sultanahmet isimli eseriyle okuyucularının önüne çıktı. Akıl Fikir Yayınları’ndan çıkan kitabın kapağında Sultanahmet Camii ve çevresinin nefis fotoğrafı var. Yazar, “Ön Söz”de, bizleri bilgiyle donatıyor: “Sultan I. Ahmet, tarihimizin altın sayfalarında yer almış Osmanlı’nın 14 yaşında tahta çıkan ve 14 yıl hüküm süren 14. Padişahıdır. Büyük bir iradeyle uğruna saltanatının en kıymetli yıllarını veren, bütün mal varlığını cömertçe harcayan, emeğinin simgesi olarak temellerine alın terini akıtan bu çocuk Padişah, geride sadece kendi adını değil; ecdadının da adını yaşatan bir şaheser bırakmıştır. Sultanahmet Camii öyle bir eser oldu ki yaptıranın adından çok bir medeniyetin sembolü oldu. Asırlar geçtikçe ışıltısı arttı, ismi kıtaları aştı. Dünyanın başkenti İstanbul’un kalbi oldu.”
Yazar, Sultanahmet için “İstanbul’un kalbi” diyor. Şüphesiz çok haklı. Zira bu meydanın mazisi, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Meydanın “tarihî serüveni”ni, “büyülü mekânı”nı, “gizemli olayları”nı, “tılsımlı atmosferi”ni anlatan Yılmaz, bize mihmandarlık ediyor. En çok gördüğümüz, gezdiğimiz yerlerin destansı hikâyelerini anlatıyor. Birinci bölüme, “Dünya Mirası Sultanahmet” ile başlıyor. Ama ne miras! Her köşesi buram buram tarih kokan bir muazzam armağan. Uzak ve yakın tarihlerde meydana toplanan kalabalıklar, düzenlenen mitingler ve yapılan nümayişler hatırlatılıyor. Semti dolaşmaya, “Firuzağa Camii” ile başlıyoruz. “Mehmed Âkif Ersoy Parkı” ile ilerliyoruz. Yazar, bir kameraman gibi sağımıza solumuza baktırıyor. Ve hipodrom! Yolculuk, fotoğraflar, resimler ve haritalar eşliğinde devam ediyor. Sultanahmet’in minareleriyle yükselen iki büyük mabedi Ayasofya ve Sultanahmet. Arada Türk İslam Eserleri Müzesi, Binbirdirek Sarnıcı, Adliye Sarayı, Üçler Mescidi ve Nimelceyş Kabirleri! Aman Allah’ım ne çok bilmediğimiz varmış! Dr. Yılmaz, bugün farklı maksatlarla ve hüviyetlerle kullanılan binaların tarihlerine doğru arkeolojik kazılar yapmış. Muhteşem yapıların bugünkü hâllerini ve geçmişte üstlendikleri misyonları öğreniyoruz: Marmara Üniversitesi, Türkiye Uluslararası İslâm Bilim ve Teknik Üniversitesi, Cumhuriyet Müzesi, Kılıçhane… Sakın kimse, “Ne olacak canım, altı üstü hepimizin gezdiği Sultanahmet değil mi?” demesin. Öyle değil işte! Belki geziyoruz, bakıyoruz ama görmüyoruz. Mekânların isimleri bile dikkatimizi çekmiyor, tarihlerini merak etmiyoruz. Öylesine geçip gidiyoruz. Bu hâl, semti tanımak değildir. Esasen az çok hepimiz hem Sultanahmet’in hem de koca İstanbul’un cahiliyiz. Mesela “İsa Yusuf Alptekin Parkı”nın hikâyesini kaçımız biliyor? Neydi, neye dönüştü, şimdi ne hâlde, takip etmiyoruz. Gazetecilerimiz bile “fikr-i takib”i unuttu. Mesela İstanbul’un mukimleri, Ayasofya-i Kebir Camii’nin dışında yine semtin hududunda bir “Küçük Ayasofya Camii” olduğunu bilir mi; medresesinden haberdar mı? Zannetmiyorum. Gezmek bir kültür işidir. Sadece ortada olan mekânları değil, kuytu sokaklardaki, arka mahallelerdeki tarihî mirası da yokladığımız zaman seyahatin hakkını vermiş oluruz. Aksi takdirde işin kolayına kaçan kişilerden oluruz.
İkinci bölümün adı: “Osmanlı Tuğrası Sultanahmet”. Ama ne tuğra! Evet bu meydanda insanlığın tarihi vardır ama semte mührünü vuran Osmanlı’dır. “Sultanahmet Camii ve Külliyesi” uzun bir fasıl. Bu bahsi dikkatle okumalı. Ve Osmanlı’da bir ilk: “Altı minare” Niçin altı rakamı? Acaba imanın altı şartı mı kastediliyor bu sembolle? Başka bir mana mı gizlidir bu mimaride. Okuyup öğreneceğiz. Sadece “Mavi” Sultanahmet Camii, bir esere konu olmaya değer. Olmuştur, olmalıdır muhakkak! Minberi, mihrabı, kürsüsü, hünkâr mahfili, topyekûn iç mekânı, şadırvanı, minareleri, medresesi, sübyan mektebi, avluları, bedesteni ve mabedi çepeçevre saran güzel bahçeleriyle… Bir görkemli “Selatin Camisi”, Sultanların Camisi, Sultan Mabedimiz!
“Sultanahmet Meydanı ve Dikili Taşlar”, “Alman Çeşmesi”, “Sultanahmet Parkı”, “Hürrem Sultan Hamamı”, “Abdurrahman Şamî/Sahabe Türbesi/Tekkesi”, “Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi” ve “Şeyhülislam Mehmet Efendi Medresesi” son bahisler… Merhum Süheyl Ünver, “Ömür biter, Edirne bitmez!” demişti. Edirne bitmez de İstanbul biter mi? İstanbul’un en mutena ve müstesna semtlerinden biri olan Sultanahmet de tükenmez. Teşekkürler Mustafa Yılmaz. Bize Sultanahmet’i hatırlattığın ve yeniden sevdirdiğin için, nice eserlere…