İnsan, akıllı bir varlıktır. İnsanı, akılla tanımlamak hayati önemdedir, ancak yeterli değildir. İnsan, aynı zamanda arzu duyan bir varlıktır. İnsanlık medeniyeti, arzunun ve aklın birlikte yol arkadaşlığı yapmasının ve yaratmasının hikayesidir. İnsan, önce arzulayan, sonra akleden ve düşünen bir öznedir. İnsan, ancak arzu ateşinin ışığında ve sıcaklığında düşünebilir. Freud, rasyonelleştirme kavramıyla çok önemli bir gerçeği ortaya koymuştur. İnsan önce ister, sonra gerekçe üretmektedir. Akıl ve mantık, çoğu zaman gecikmiş bir savunma mekanizmasıdır. Akıl, arzu patlamasının ardından gelir ve çoğu zaman onu anlamlandırmaya çalışır. Aklın önündeki en büyük meydan okuma, arzuyu anlamak ve anlamlandırmaktır.
Arzu, enerjidir, tutkudur ve ateştir. Arzunun fark etmemiz gereken çok önemli merkezi bir özelliği vardır. Arzu, eksik kaldığımızı bize söylemektedir. İnsan neyi elde ederse etsin, eksik olduğu için arzuludur. İstediği kadar bilgiye, paraya, zevke ve güce sahip olsun, insan günün sonunda hep eksik kalacaktır. İnsanın arzuları bitmemektedir. Bitmeyen arzular, sadece yön, yol ve yöntem değiştirmektedir ve dönüşüme uğramaktadır. Arzu bitmez; sadece yön değiştirir. Tutku, yaratıcı yanımızın enerjisidir. İstisnasız hiçbir insan, eksiksiz, mükemmel ve tamamlanmış değildir. Hiçbir insan mükemmel bilimin, ahlakın, felsefenin, sanatın ve maneviyatın temsilcisi ve modeli değildir. Eksiksiz ve mükemmel olduğunu zannedip insani tecrübeyi kemale erdirdiğini söyleyen herkes, en büyük sahtekardır ve puttur. İnsan, eksikliğiyle ve tamamlanmamışlığıyla kendisini gerçekleştirebilir. İnsanı değiştiren, aşkı hissettiren ve anlamı oluşturan şey, eksiklik hissidir. Arzu kontrolsüz ve sınırsız bir dünyadır. Arzularımız akıl sayesinde bilinçle buluşmakta ve anlam kazanmaktadır. Arzu olmadan akıl boşa düşmekte, etkisizleşmekte ve işlevsizleşmektedir. Aklın yokluğunda ise arzu, kaosa ve kontrolsüzlüğe yuvarlanmaktadır. Akıl ve arzu, hava ve su kadar birbirlerine muhtaçtırlar.
Arzu bastırılmaz. Akıl, putlaştırılmaz. Arzuyu bastırmaya ve aklı putlaştırmaya insanın ihtiyacı yoktur. Dinler, ahlak, devlet, aile ve kültür yüz yıllar boyunca arzuyu susturmanın yollarını öğreterek insanları köreltti ve körleştirdi. Bastırılan arzu, yok olmamaktadır. Bastırılan ve sindirilen arzu maskelenmekte ve sinsi biçimlere dönüşmektedir. Fanatizmler, ideolojiler, doğmalar nefretler ve öfkeler, bastırılmış arzuların farklı biçimleridirler. Bugün gördüğümüz radikalizm, mezhep şiddeti, milliyetçi saplantılar, cinsiyetçilik, nefret söylemleri, rant ve talan sapkınlığı, kişinin bastırılmış arzularının toplumsal sahneye fırlatılmış hâlidir. “Uygarlık” dediğimiz dünya, aslında arzusuna ihanet edenlerin tiyatrosudur. Freud’un uygarlığın huzursuzluğuyla bize anlatmak istediği şey, arzularını bastıran insanların huzursuzluğudur.
Sadece akılla yaşamak şeklinde steril bir hayat yoktur. İnsan akılla birlikte tutkularıyla birlikte dinamik yaşamak isteyen bir varlıktır. İnsan sadece, arzuyla da yaşayan bir varlık değildir. Sadece tutkularıyla yaşamaya kalkanlar, arzularının kurbanı ve mağduru olurlar, yollarını ve yönlerini kaybederler ve manipüle edilmeye açık hale gelirler. Akıl ve arzu birlikteliğini ve bütünlüğünü savunmak, insanın önündeki en çetin meydan okumadır. Akıl ve arzu arasında, sürekli bir gerilim ve çatışma vardır. Akıl ve arzu çatışmasında orta yolu bulmak imkânsızlık düzeyinde zordur. Bu zorluğa rağmen insanın, arzudan ve akıldan vazgeçmesi mümkün değildir, çünkü arzu ve akıl yalnız bırakıldığında felaket üretmektedir. Akıl ve arzunun bilinçli birliği ise özgürlük yaratmaktadır. Özgür ve canlı bir özne olmak için insan, akıl ve arzunun bilinçli birliğini sınırlıda olsa sağlamak için çaba göstermekten vazgeçmemelidir.
Özgürlük, arzuyu öldürmek veya aklı mutlaklaştırmak değildir. Özgürlük, eksikliğini kabul eden insanın arzusunu bilinçle yoğurmasıdır. Tutku, akıl sayesinde yönünü bulmaktadır. Akıl, arzu sayesinde canlı kalmaktadır. Akıl veya arzunun birinin yokluğunda insan ya donuk bir makineye dönüşmekte ya da kaotik bir enerjiye kapılarak kafası dönmekte ve kendini kaybetmektedir. Eksikliğini inkâr eden birey, mükemmel olduğunu vehmettiği ideolojilere, dinlere, kimliklere, kişilere ve kurumlara sığınmaktadır. Mükemmel, kusursuz ve tamamlanmış sanılan her şey, insanın felaketinden başka bir şey değildir. Mükemmel ve eksiksiz sanılan her şey, insanı, özgürlükten, akıldan ve arzudan yoksun bırakmaktadır.
Bastırılmış arzu bireysel psikolojide nevroza, toplumsal sahnede fanatizme dönüşmektedir. Dünya, tutkusuz zihinlere ve yönsüz arzulara sahip kişilerle ve güruhlarla doludur. Günümüz dünyasını çölleştiren, kuraklaştıran, karartan ve katılaştıran şey, zihinlerin tutkusuz, arzuların ise yönsüz ve yolsuz olmasıdır. Arzusuz akıl ve akılsız arzu, dünyanın ve insanlığın felaketidir. İnsan için en kötü olan şey, insanın aklının arzudan yoksun ve arzusunun akıldan yoksun olduğunun farkında olmayışıdır. Bu derin gaflet içinde insan, kendisini dindar, manevi, ahlaklı, medeni, kontrollü, dengeli, tutarlı ve tamamlanmış sanabilmektedir. İnsani varoluşun merkezinde eksikliğin yandığını ve varlığını yaktığını fark etmemek, insanın en yıkıcı gafletidir.
İnsan, düşünen bir varlıktır. İnsan, yanan bir varlıktır. İnsan, eksikliğini hissetmek ve yanmasını akılla anlamlandırmak zorundadır. İnsan yanar ve bunu bilmek zorundadır. Yandığının farkında olmayan insan, bastırdığı arzularıyla bir gün patlar, toplumu sarsar, bütün dokunulmaz putları yerle bir eder ve yıkıcılıkta sınır tanımaz. Arzu ve akıl, bastırılmış ideolojilere ve doğmalara meydan okur. Eksikliğini inkâr eden insan, bir gün kendisiyle beraber kendi tarihini, kimliğini, şehrini ve dünyayı yakabilir. Eksikliğini inkâr eden insan, çılgın insandır. İnsanın gerçeği şudur: İnsan yanıyor, ama bunu bilerek ve düşünerek yanmalı. Arzu, akıl rehberliğinde özgürleştiğinde, insan hem tutkulu hem özgür olabilmenin yollarını bulabilir.
---