Azerbaycan’ın hanedan yönetimi, halktan kopuk uygulamalarına bir yenisini daha eklemiş görünüyor. İnsanın canını acıtan görüntülerin sayısı artmaya başladı. Başörtülü kız çocukları okul kapılarından geri çevriliyor. Ağlayan öğrenciler, eğitim görmek için geldikleri okullarına alınmıyor.
Bu görüntülere yabancı olmadığımız ve yaralarımız hâlen taze olduğu için dikkat kesildik. Biz bu zulmün ne olduğunu biliyoruz. Üniversite kapılarında bekletilen kızlarımızı, ikna odalarını, başını açmadığı için eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kalan gençleri unutmadık. Şimdi aynı yanlışın Azerbaycan’da tekrarlanmak istendiğini görüyoruz.
Peki bu süreç nasıl başladı? Azerbaycan yönetimi, 7 Temmuz 2026’da Genel Eğitim Hakkında Kanun’da yaptığı değişiklikle eğitim sisteminin temel ilkeleri arasına “millilik ve laiklik” ilkesini ekledi. Ardından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakanlar Kurulu’na öğrenci ve eğitim çalışanlarının kıyafetlerine ilişkin kuralları yeni yasaya uygun hâle getirme görevi verdi. 21 Eylül’de yayımlanan 309 sayılı kararla da okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan veya “genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan” kıyafet unsurlarına izin verilmeyeceği hükme bağlandı.
Kararda “başörtüsü” kelimesi açıkça yazmıyor. Ama okul kapılarından geri çevrilen başörtülü kız çocukları uygulamanın nereye vardığını gösteriyor. O meşhur laiklik sopası, altıncı sınıf öğrencilerinin bile okul kapılarından gözyaşlarıyla dönmesinin gerekçesi hâline geldi.
28 Şubat Türkiye’sinde de laiklik adına üniversite kapılarında başörtülü öğrencilerin eğitim hakları ellerinden alınmış, genç kızlar ikna odalarına sokulup okullarından uzaklaştırılmıştı. Bu siyaset ne topluma huzur getirdi ne ülkeye kazanç sağladı; binlerce genç kızın eğitim imkânlarını ve önündeki fırsatları daralttı.
Azerbaycan yönetimi şimdi Türkiye’nin yıllar sonra büyük bir yanlış olarak geride bıraktığı uygulamayı yeniden üretmeye çalışıyor.
Bir kız çocuğuna “Başını açarsan eğitim alabilirsin” demek eğitim politikası değil, bir çocuğu inancıyla geleceği arasında tercihe zorlamaktır. Çocuğu sınıftan dışarıda bırakmak, aileyi ve öğrenciyi cezalandırırken kamu düzenine katkı sunmaz; aksine devlete güvensizliği, kutuplaşmayı ve toplumsal gerilimi büyütür. Bölge ülkelerinin deneyimi de inanç özgürlüğünü baskıyla yönetmenin kalıcı huzur üretmediğini gösteriyor. Azerbaycan yönetiminin görevi, okul kapılarında kıyafet denetimiyle korku yaratmak değil, her çocuğun eğitimini güvenceye almak olmalı…
Bugün yaşananlar, Aliyev yönetiminin uzun zamandır takip ettiği siyasal çizgiden bağımsız değerlendirilemez.
Haydar Aliyev’den oğlu İlham Aliyev’e geçen yönetim anlayışının din ve toplumla kurduğu problemli ilişkinin yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız. İktidarın 2003’te Haydar Aliyev’den oğluna geçmesiyle belirginleşen, babadan oğula devredilmiş otoriter yönetim, kamusal hayatı ve kurumları yukarıdan denetleme alışkanlığını sürdürüyor. Böyle bir düzende yurttaşın hakkı, yönetimin izin verdiği sınırlar içinde kalma şartına bağlanıyor. İnançlı genç kızların başörtüsüyle sınıfa girememesi de devletin toplumsal görünüşü tek tipleştirme isteğiyle açıklanabilir.
Aliyev yönetiminin İslami hassasiyetlere mesafesi yalnızca kendi ülkesindeki Müslümanların hayatına müdahale ederken ortaya çıkmıyor. Gazze bunun en açık örneklerinden biri.
7 Ekim sonrasında Gazze tarihinin en ağır yıkımlarından birini yaşadı. Bu süreçte dünyanın dört bir yanında işgalci İsrail’in yürüttüğü soykırıma yönelik itirazlar yükseldi. Buna rağmen Bakü yönetimi İsrail’le yıllardır sürdürdüğü stratejik, askerî ve enerji ilişkilerinde farklı bir çizgiye yönelmedi. Azerbaycan petrolü işgalci İsrail açısından önemli bir enerji kaynağı olmaya devam etti. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı üzerinden Akdeniz’e ulaşan petrol, buradan İsrail’e taşınıyor. 2025 verilerine göre Azerbaycan İsrail’in ithal ettiği petrolün yaklaşık yüzde 46’sını karşılıyordu.
Daha birkaç gün önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaşanan manzara ise bütün bunların sembolik bir fotoğrafı gibiydi. Netanyahu kürsüye yürüdüğünde 70 ülkenin temsilcisi salonu terk etti veya koltuklarını boş bıraktı. Azerbaycan temsilcisi ise salonda kaldı. Bazen tek bir fotoğraf uzun siyasi analizlerden daha fazla şey anlatıyor.
Bir tarafta başörtüsü “laikliğe aykırı” görülerek okul kapısından çevrilen Müslüman kız çocukları… Diğer tarafta Gazze konusunda uluslararası protestoların hedefindeki Netanyahu konuşurken terk edilmeyen bir koltuk…
Azerbaycan karanlık yollara girmemeli. Türkiye 28 Şubat’ta bunu yaptı ve yıllarını kaybetti. Azerbaycan’ın ihtiyacı kendi halkıyla kavga etmek değil, onun inancına ve özgürlüğüne saygı duyan bir yönetim anlayışıdır.
Çünkü bir devletin gücü vatandaşının başındaki örtüyü çıkartabilmesinde değil, o örtüyle birlikte özgürce okuyabilmesini güvence altına alabilmesinde görülür.