Güç odaklarına bol bol yalakalık yapmasıyla meşhur politikacılardan birine, bu kötü halinden dolayı sert çıktığımda şu karşılığı almıştım:

“Abi, biraz yalakalığın ne zararı var? Yalakalık yapan işini görüyor, yalakalık yapılanın ise hoşuna gidiyor, morali düzeliyor. Al gülüm, ver gülüm. Senin gibi gerçekleri yüzüne söyleyip moral bozmak çok mu iyi?”

Yalakalığa övgü!

Hayatımda gördüğüm en samimi yalaka!

Hiç olmazsa yaptığını inkâr etmiyor.

Savunmaya geçmiyor.

“Alan memnun veren memnun… Sana ne arkadaş!” demeye getiriyor.

Ne yapalım, aynen devam etsin yalakamız!

Hz. Muhammed (s.a.v.) kendisinden gıyabında ya da yüzüne karşı aşırı övgüyle bahseden kişiler hakkında ne buyurmuştur?

“Övücüleri (dalkavukları) gördüğünüz zaman yüzlerine toprak saçın!”

Muazzez Peygamberimizin bu hadis-i şerifini çok iyi bilen bir arkadaştır yalakalığı öven.

Bile bile niye aksini yapmaktadır öyleyse?

Nefsin arzularına karşı koyamamak.

İhtirasa esir olmak.

Eziklik.

Sonradan görmelik!

Bunlar bir araya gelince ortaya bir meslek çıkıyor:

Dalkavukluk!

*

Bu da kötü mötü bir meslek!

Kötülüğün pençesindeki bu arkadaşlar, çoğu zaman hedeflediklerine ulaşıyorlar.

Paraları, pulları, ezikliklerini kapatan havaları oluyor ama…

Kalpleri hep eksik kalıyor.

Ne yapsalar yetmiyor, ne kadar kazansalar az geliyor…

Yalaka sürekli olarak “rol” yapıyor, oynuyor…

Ona görünüşte itibar edenler de öyle aslında, onlar da oynuyor.

Her iki tarafın da “rol” kestiği bu çirkin oyunun bir bitişi olacak elbette.

Peki, ne zaman, nasıl bitecek?

Yalaka sürekli olarak bunun derdindedir.

Bir yandan mevcut güç odaklarına yalakalık yapar, diğer yandan da “manevra” zamanını kollar.

Güç el değiştirmeye başladığında yeni güç odaklarına da yalakalık yapmak gerekecektir.

Bunun için de manevranın zamanlaması iyi belirlenmelidir.

Böylelerinde “şeytani zekâ” olduğu için kendilerine çok güvenirler.

“Her güç odağı övgüden hoşlanır ve her güç odağının kullanılmaya müsait kişilere ihtiyacı vardır. Bugünkü hallerim o gün unutulur, yeni efendilerimin de gözüne girerim!” diye düşünürler.

“Doğruları söylemenin bana ne faydası olacak, memlekete faydası ne olacak? Sonuçta güç odakları bildiğini okumayacak mı? Sonuç değişmeyeceğine ve bu oyunda herkes rolünü oynadığına göre benim rol yapmam da caizdir! Bunun aksini yapan, içi dışı bir olan kaybetmeye mahkûmdur. İnsanlar düşüncelerine karşı çıkılmasından, yanlışlarının söylenmesinden hoşlanmazlar. Bunu kendilerine saldırı olarak görürler. Politika dünyasında ikazların işe yaradığı hiç görülmemiştir. Yanlışlar yapan yanlışlarına ısrarla devam etmiştir. Sonucun değişmeyeceğini bile bile hep doğruları söylemek enayilik değil midir? Politika dünyasında hep doğruları söylersen, hiç kimsenin istemediği adam olursun. Bunu göre göre doğruculuk yapmak akıl işi midir?”

Bunlar “uygulamada” karşılığı olan düşüncelerse de…

İnanın…

“Gelene ağam, gidene paşam” halinden gelecek makam, mevki, şöhret insana belâdan başka bir şey vermez sonuçta.

Benim kıymetli okuyucularım, bu düşüncemi takdir eder ve bana övgüde bulunmaz.

Hatta çoğu zaman en sert tarafından yüklenir.

Eee, tavrın nasılsa öyle karşılık bulursun.

Rabbim hepimizi yalakalıktan, dalkavukluktan muhafaza buyursun.