Derin şüphe, önce ilişkileri, sonra kurumları, en sonunda da ortak hayatı bitirir.
Tarih, güvenilirliğini kaybeden yapıların çöküşlerine dair nice misallerle doludur.
Güven kaybolduğunda dil yalancı olur.
İnsanlar, gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten çekinirler.
Kendilerini gizler, bir yandan güvenmedikleri kişilere övgüler düzer, diğer yandan da çöküş sonrasının “sinsi” hesaplarını yaparlar!
Maskeli balo ortamı böyle böyle oluşur.
Herkes rolünü oynar, çöküşe malzeme taşır!
Bu çöküş, “ansızın” meydana gelmez.
Önce küçük ihmaller, ihanetler birikir.
Bir yetkilinin sözünü tutmaması, bir komşunun sırtını dönmesi, bir kurumun milleti unutması…
Milyonların alın terinin bir anda buhar olması.
Her bir parça “üstesinden gelinebilir gibi” görünür ama zamanla birikim olur.
Ve bir gün bakarsınız ki, insanlar “biz” demeyi unutur.
“Ben” ve “onlar” der durur.
Korku büyüdükçe mağaralarına çekilir, kalplerini kilitler insan…
Bu ortamda sayıları gittikçe azalan çocuklar da “güven”den ve “özgüven”den mahrum bir şekilde büyür.
Onlar için dünya, baştan “şüpheli” bir yerdir.
Sevginin, merhametin, güvenin, adaletin olmadığı bir ortamdır.
Anneleri babaları bile birbirlerine güvenmemektedir!
Güven olmadan ne merhamet kalır, ne adalet, ne de umut…
Kalan tek şey, herkesin kendi küçük kalesini savunduğu bir soğuk savaştır.
Bu ortamda insan insanın kurdudur.
İnsanlar güç odaklarından korunmanın, vurulmamanın, çarpılmamanın derdindedir.
Bir kenara çekilmeyi kabullenmeyenler için, çıkış yollarından biri de güç odaklarından birine sığınmaktır.
Onlardan birinin “adamı” olmak, bu acımasız düzende yerini almak, böylece korunmak!
Acımasız düzenden payını almak, hep daha fazlasını daha fazlasını almak.
Güvensizlik ortamının tehlikelerinden korunabilmek için “güç artırmak” çıkar yol olarak görülür.
Güç arttıkça daha fazlası istenir.
Korkunun esir aldığı insan, ilişkiler üzerinden oluşturulan “kartondan duvarlara” bel bağlar.
Menfaat ilişkilerinin ördüğü kartondan duvarların gölgesinde işini görmeye çalışır.
Bu ortamda merhamet yoktur.
Kul hakkı yoktur.
Güven bunalımını aşabilmenin tek yolu gücü sürekli olarak artırmaktır.
Parası olan için dünyanın her yeri Dubai’dir, Paris’tir.
İnsan sıkıştığında, yardım edecek olan parasıdır.
Çok parası olan dünya vatandaşıdır.
Dünyanın her yerinde kimliği hazırdır!
Gücü ele geçirmek ve sürekli olarak artırmak için uğraşan insanın “manevi” dünyası da boş değildir elbette.
Her insanda alttan alta dürten “vicdan” duygusu vardır.
Bu duygunun da tatmin edilmesi gerekir.
Onun için ara sıra da “vicdanını” rahatlatacak işler yapar insan.
Bir fakire, saçındaki tellerden birini “hediye” etmek ölçüsünde “hayr” işlerine imza atar.
Bunu da içinde tutamaz, mutlaka bir yerde söyler!
İnsan, vesveselerinin kulu, kölesi!
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkinliği emreder. Allah ise size katından bağışlama ve lütuf vaat eder. Allah, lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.” (Bakara, 268)
*
“İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Âl-i İmrân, 175)
*
Güven duygusu kaybolunca vesvese artar.
Vesvese insana her yanlışı yaptırır.
“Sana şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Allah’tan korkanlar kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğunda O’nu hatırlarlar; hemen gerçeği görürler.” (A’râf, 200-201)