Şair İsmet Özel’in şu mısraı ne kadar anlamlı ve güzeldir: “Ölüyoruz, demek ki yaşanılacak.” Dünya dağdağasından kurtulup ahiret yurduna göç etmenin güzelliği, ancak bu kadar veciz anlatılabilir. Bu misafirhaneden ebedî âleme doğru yola çıkanlar kervanına, muhterem Özcan Ergiydiren de katıldı. 1960’lı yıllarda mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi’nin çevresinde halkalanan gençler arasında en çok sevilenlerdendi. 1956 yılında Mevlevî Bahir Şereftuğ’dan semazenlik talimi almıştı. Yusuf Ömürlü ile birlikte Mevlevî kisvesiyle fotoğrafları bulunuyor. 24 Ekim Cumartesi günü İlâhi emre boyun eğip dünya seferini tamamladı. Ertesi günü Merkezefendi Mezarlığı’nda, çok sevdiği “Sâmiha Anne”nin ve diğer büyüklerin komşusu olarak bu mübarek yere sırlandı. Rahmeten vasia.
Toplumun geniş kesimi onu tanımazdı. Ama kendisinden istifade etmesi gerekenler, sohbetlerine uzak durmadı. Çok sevdiği ve çevresinde yetiştiği Ekrem Hakkı Ayverdi gibi, binalarla birlikte gönülleri de onarırdı. Kendisine, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı ile İstanbul Fetih Cemiyeti’nde “Özcan Ağabey” diye hitap edilirdi. Hakikaten abilik yapardı. Mahviyetkâr yapısı, derviş mizacı ve kalender bir meşrebi vardı. Tevazuun zirvesindeydi. Ayverdi Mektebi’nin rahle-i tedrisinden geçmiş, ‘gayret kemeri’ni kuşanmıştı.
Kadim kültürümüzü bilen, medeniyetimizin temel taşlarına vâkıf bir irfan adamıydı. Kubbealtı'ndan çıkan Hayali Cihan Değer isimli eserinde Sâmiha Ayverdi'den çok güzel hatıralar nakletti. Dizi dibinde yetiştiği bu üstün mürebbiyenin ruh dünyasını mükemmel şekilde tasvir etti. İrfan çeşmesinden içtiği suyun lezzetini ve nefasetini, bize de hissettiriyordu. Eserde, muhtevanın bereketi yanında nefis bir Türkçe, zarif ve sürükleyici bir üslup hemen dikkati çekiyordu.
Özcan Bey ilim irfan sahibi bir büyüğümüzdü. Çok değerli şahsiyetlerin yakınında ve çevresinde bulunmuştu. Bunlar arasında Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi, Nihad Sâmi Banarlı, Safiye Erol ve Nazik Erik de bulunuyordu. Bu nadide simalar hakkında ESKADER olarak Bâbıâli Sohbetleri’nde veya Zeytinburnu’nda düzenlediğimiz anma toplantılarına şeref vermiş, hatıralarını nakletmiş ve dinleyicilerin istifadesine vesile olmuştu. Haza bir İstanbul Beyefendisiydi. Kubbealtı’nda çalıştığım zaman zarfında, yakından tanımaya, sohbetini dinlemeye ve nasibim miktarınca kendilerinden istifade etmeye çalıştım. Nezaket timsali olan büyüğümüz, akranlarıyla sıcak ve samimi dostluklar kurduğu gibi küçük olanlarla da arkadaş olabilen nadir, mütevazı bir münevverdi.
1935 yılında Manisa’da doğan, ilk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra mimari tahsili alan Özcan Ergiydiren, yüksek mimar olarak birçok esere imza attı. Hatıralarından oluşan O ve Hayali Cihan Değer–Sâmiha Ayverdi’den Hâtıralar isimli yayımlanmış iki eseri ile dergi ve gazetelerde neşredilmiş pek çok makalesi bulunuyor. Daha sonra titizlikle sakladığı Sâmiha Ayverdi mektuplarını da bir araya getirdi ve kitaplaştırdı. Sâmiha Ayverdi Mektuplar isimli eser, Kubbealtı Neşriyâtı tarafından 2019 yılında okuyucuların istifadesine sunuldu. Sâmiha Ayverdi’den Hâtıralar’ı Bâbıâli Sohbetleri’nde anlatmış, “Sâmiha Hanım’ı tanımak, Ken’an Rifâî’yi tanımaktan geçer. Onu tanımadan Sâmiha Anneyi tanımak imkânsızdır.” dedikten sonra da O’nun, Ken’an Rifâî Hazretleri’ne bağlanışının hikâyesini dile getirmişti. O gün konuşmasını şu sözlerle tamamlamıştı: “Sâmiha Ayverdi’ye bir gün bir mecliste sordular: ‘En çok ne okursunuz?’ Cevabı şöyle oldu: ‘Kur-an’ı Kerim ve Mesnevî’. Onun yeni nesillere en büyük tavsiyesi şuydu. En çok tarih okuyun, özellikle gençler okusun ve hatta yakın tarihi daha çok okusunlar.”
Özcan Bey’in konuşmaları arasında unutamadığım biri var ki hicran yarasıdır. Yıllar önce Kubbealtı’ndayız; mimarimizin konuşulduğu bir sohbet meclisindeyiz. Hüzünlü bir eda ile şunu söylemişti: “İstanbul’da mimarlık bölümünde okuduğum dört sene boyunca hocalarımız Mimar Sinan’dan hiç bahsetmediler ve bir gün bile bizi Süleymaniye Camii’ne getirip sanatkârımızı bize anlatmadılar.” Bu tek cümle bile geçmişte üniversitelerin kimlerin elinde olduğunu anlatmaya yeter de artar bile. Şükürler olsun bugün Hocalarımız, 200 civarındaki üniversitelerimizde talebelerine yerli ve millî bir anlayış içinde ders veriyor, tarihlerini sevdiriyor, ecdadını unutturmuyor. Geçmişte yüzü Batı’ya dönük olan söz konusu üniversite bugün “Mimar Sinan” adını taşıyor. 23 Haziran 2009 tarihinde kendileriyle bir mülakat yapmıştım. Şehir ve Kültür dergisinin Ocak 2023 sayısında onu anlatmaya çalıştım, ama ne mümkün? Ekrem Hakkı Ayverdi 30. Hatıra Kitabı’ndaki hatıratını okumalıyız. Keşke daha çok yazsaydı; bir devre ayna olan o eserlerle biraz daha fazla beslenseydik.
Koronavirüs sürecinden sonra görüşmelerimiz azaldı. Telefonla arar hatırını sorardım, elektronik posta ile mektuplaşırdık. Bazen yaptığımız faaliyetlerle ilgili bilgileri yollardım, teşvikkâr sözlerle hâmiliğini gösterirdi. Bayramlarda aradığım şahsiyetlerdendi. Kubbealtı’nda çalışmanın en büyük mükâfatlarından biri de Özcan Beyle tanışmak, onun sohbetlerini dinlemekti. 17 Mart 2026 tarihinde merhum Dilâver Cebeci’nin şiiriyle birlikte Kadir Gecesini tebrik etmiştim, O da mukabele etmiş ve “Eyvallah canım. Hayırlı Kadir Geceniz olsun.” duasını etmişti. Son olarak temmuz ayında küçük oğlum Ömer’in düğünü için davet etmiştim. “Merhaba efendim Özcan Bey rahatsız olduğu için maalesef katılamayacak. Tebrik ediyoruz.” cevabını almıştım. Eskiler, “El mukadder lâ yutagayyer” demişler. Kaderde yazılanlar değişmiyor. Takdire tedbir kâr etmiyor. Merhum Özcan Egiydiren’e Allah’tan rahmet ve mağfiret, ailesine, camiaya, dostlarına ve bütün sevenlerine başsağlığı ve sabr-ı cemil diliyorum.