Dijital çağın en büyük imtihanlarından biri bilginin hızıdır. Artık bir cümle, bir video ya da bağlamından koparılmış bir ayet yorumu saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor. Ancak hız, hakikatin garantisi değildir. Sosyal medyada dolaşan her dini söylem, Kur’an ve Sünnet terazisinde tartılmadan zihinlere akmakta; ölçüsüz yorumlar, ilmî temelden yoksun çıkarımlar ve slogana indirgenmiş hadis paylaşımları halkın zihnini bulandırmaktadır. İşte tam da bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı’na tarihî ve ağır bir sorumluluk düşmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103) buyurarak müminleri sadece fizikî ayrılıklardan değil, zihinsel ve söylemsel dağınıklıktan da sakındırmaktadır. Bu ayet, ümmetin ortak referanslarda birleşmesini emreder. Hakikat tektir; fakat bugün hakikatin dili parçalanmıştır. Herkes kendi yorumunu mutlaklaştırmakta, kendi kanaatini dinin özüymüş gibi sunmaktadır. Oysa Resûlullah (sav), “Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün sünneti.” buyurarak ölçüyü net biçimde ortaya koymuştur. Demek ki istikamet, Kur’an ve Sünnet bütünlüğünden geçmektedir.

Bugün sosyal medya adeta yeni bir minber haline gelmiştir. Ancak bu minbere çıkmak için ne icazet aranmaktadır ne de ilmî ehliyet. Bir kamera karşısına geçen, birkaç dini kavramı art arda dizen herkes kendisini söz sahibi olarak konumlandırabilmektedir. Ayetler bağlamından koparılmakta, hadislerin sıhhat dereceleri dikkate alınmadan kesin hükümler verilmektedir. Allah Teâlâ’nın “Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36) uyarısı, adeta bugünün dijital ortamına hitap etmektedir. Bilmeden konuşmanın sorumluluğu bu kadar açıkken, bilenlerin suskun kalması daha ağır bir vebal değil midir?

Bu noktada Diyanet’in sadece geleneksel irşat faaliyetleriyle yetinmesi yeterli değildir. Cami kürsülerindeki hutbe ve vaazlar elbette önemlidir; ancak gençliğin zihni artık büyük ölçüde dijital mecralarda şekillenmektedir. Diyanet bünyesinde yalnızca sosyal medyadaki dini içerikleri takip eden, Kur’an ve Sünnet bütünlüğüne aykırı söylemleri ilmî bir üslupla tashih eden, hızlı ve etkili cevaplar üreten bir birimin kurulması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Böyle bir ekip, polemik üretmeden; fakat net, delilli ve anlaşılır bir dille yanlış bilgileri düzeltmeli, sahih bilgiyi görünür kılmalıdır.

Bu müdahale sadece yanlışları çürütmek şeklinde olmamalıdır. Aynı zamanda rehberlik edici, kuşatıcı ve inşa edici bir dil geliştirilmelidir. Resûlullah’ın (sav) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” hadis-i şerifi, dijital irşadın da temel prensibi olmalıdır. Bugün sosyal medyada din adına yapılan bazı paylaşımlar aşırı sertlik üretmekte, bazıları ise aşırı gevşeklik sergileyerek dinin sınırlarını belirsizleştirmektedir. Oysa İslam, ifrat ile tefrit arasında dosdoğru bir yoldur. Bu dengeyi koruyacak kurumsal bir otoritenin güçlü biçimde sahada olması gerekmektedir.

İslami söylemin birliği tek seslilik anlamına gelmez. Fıkhî mezheplerin varlığı, ilmi zenginliğin göstergesidir. Ancak referansların ortak olması şarttır. Kur’an’a ve sahih Sünnet’e dayanmayan, geleneğin ilmî süzgecinden geçmemiş yorumların “İslam budur” iddiasıyla sunulması hem gençleri şüpheye düşürmekte hem de dindar kesimler arasında gereksiz gerilimler üretmektedir. Allah Teâlâ’nın “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (Nahl, 16/43) emri, toplumun sahih ilim merkezlerine yönelmesini istemektedir. Türkiye’de bu merkezlerin en kurumsal ve en kapsayıcı olanı Diyanet’tir. Bu nedenle dijital dünyada da güvenilir başvuru mercii olarak daha görünür olması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki ilmi otorite boşluk kabul etmez. Eğer sahih bilgi zamanında ve etkili bir biçimde sunulmazsa, o boşluğu sansasyon, komplo teorileri ve popüler din dili doldurur. Hakikat savunulmadığında ortadan kaybolmaz; fakat gürültü içinde duyulmaz hale gelir. Sessizlik de bir tercihtir ve bazen yanlışın yayılmasına dolaylı bir katkı anlamına gelir.

Sonuç olarak, İslami söylemin birliği meselesi yalnızca kurumsal bir düzenleme değil, ümmetin geleceğini ilgilendiren hayati bir meseledir. Kur’an ve Sünnet merkezli, ilmî usule dayanan, gençlerin dilini anlayan ve dijital çağın hızına uygun bir irşat stratejisi geliştirilmedikçe zihinlerdeki dağınıklık artacaktır. Diyanet, tarihî birikimini ve ilmî vakarını dijital dünyaya taşımalı; hakikati hem doğru hem de zamanında temsil etmelidir. Çünkü hakikat geciktiğinde, zihinler çoktan başka limanlara demir atmış olabilir.