Akıl ve aşk arasında kurgulanan mesafeler ve duvarlar, aslında sahtedirler. Aklın zaferi, aşkla mümkündür. Düşünen insan sever. Düşlemeden düşünmek olmaz. Seven insan da düşünen ve düşleyen insandır. Düşünen insanın sevemeyeceği, seven insanın da düşünemeyeceği şeklindeki sahte kalıplar, aslında aşkı, aklı ve düşünmeyi birlikte ortadan kaldırmaktadır. Aşık olmak, cinnet içinde olan, aklını yitiren bir deli veya mecnun olmak değildir. Aşk ve aklın birlikte varlığı, entelektüel açıdan insanı derinleştirmekte ve genişletmekte ve çeşitlendirmektedir. Aşk adına aklı reddeden bütün mistisizmler ve maneviyat kurguları, aslında sahtekarlık ve şarlatanlıktırlar. Sahici entelektüel, aşkı ve aklı dışlamaz. İnsan, umut, akıl ve aşktır. Entelektüel, insanın ve doğanın derin varlığını gören, düşünen, seven ve yaşayan kişidir.
Aklı ve düşünmeyi değersizleştirerek kalp ve aşk adına manevi, mistik ve aşkın aşk tecrübeleri yaşadıklarını iddia edenler, maneviyata ve akla sahip olmayan kalpsiz ve zihinsiz kişilerdir. Akıl olmadan maneviyat olmaz. Ruh, kalp ve gönül kavramlarını sömürerek insanın dışında hayali aşklar peşinde koşan kişilerin tecrübeleri, aklın, maneviyatın ve aşkın ortadan kaldırılmasıdır. Gerçek maneviyat, insandan dolayı insanı sevmektir. Hümanist aşk, insanı, hayali otoritelerden dolayı değil, insan olduğundan dolayı insanı ve doğayı sevmeyi gerekli kılmaktadır. İnsana olan aşkın ölçüsü, insanüstü veya ötesi bir ölçü olamaz. İnsandan dolayı insanı sevmeyi ve düşünmeyi öğrenmeyen bir toplum, asla sevgiyi, barışı, hukuku, özgürlüğü gerçekleştiremez. Birey, çok erken yaşlardan itibaren doğayı, arkadaşlarını, komşularını, çevresindekileri, dünyada yaşayan insanları ve canlıları sevmeyi öğrenmelidir. Hiç tanımadığı bilmediği yüceltilen kişileri ve güçleri sevmenin onun en kutsal görevi olduğu dayatmasıyla oluşturulan kşilerin zihinlerinde ve kalplerinde aslında akıl ve aşk yerine çılgınlık ve nefret ekilmektedir.
Aşk ve akıl, birbirinin düşmanı değildir. Aşk akıldan rahatsız olmadığı gibi, akılda aşkın varlığından rahatsız ve huzursuz değildir. Aklın rahatsız olduğu şey, aşkın yokluğu olduğu gibi, aşkta aklın yokluğundan rahatsız olmaktadır. Akıl ve aşk, karşılıklı olarak birbirini olgunlaştırır, geliştirir ve değiştirir. Akıl ve aşk, karşılıklı olarak birbirini tevazu içerisinde gelişme ve değişme imkanları yaratır. Bireyin kibir ve gurur kuruntularına kapılmasına engel olan şey, aklın ve aşkın birlikte varolmasıdır. Aşk veya akıl, her şeyi açıklama, ölçme, ulaşma, tatmin olma, yönetme ve denetleme ihtirası değildir.
Aşk ve akıl, insanın insanı merkeze aldığı bir ilişki ve yaşama halidir. Aşk ve akıl üstüne kurulan bir ilişki durumunda ötekiyle eşit, özgür ve güçlendirilmiş bir tecrübenin gerçekleştiği bir varoluş hali oluşmaktadır. Aşk, bir kırılganlık veya zaaf durumu değildir. Hakimiyet, servet veya şehvet merkezli bir bedevi hakimiyet zihniyetinin aksine aşk ve akıl, yağma ve talan arzusuyla beslenmemektedir. Daha çok seks, daha çok mal, daha çok ganimet, daha çok kadın köle, daha çok hakimiyet, aklın ve aşkın değil, bedevi hegemonik zihniyetin sapkınlıklarıdır. Aşkın, aklın ve ahlakın olmadığı bedevi hegemonya, insanı sürekli olarak sarsmakta, saptırmakta ve köleleştirmektedir. Akıl ve aşkı birlikte vareden modern ve medeni entelektüel düşünme, insanın insanı güçlendirmesinin imkanlarını arayan ve yaratan bir hümanizm ve aydınlanma anlayışı geliştirmiştir.
Aşk, “irrasyonel”, “zayıflatıcı” ve “kontrolsüz” bir duygusallık değildir. Aşk, aklın askıya alınması veya aklın atıl olma hali değildir. Akıl ve aşık, insanı sınırlara hapseden hapishaneler değildirler. Akıl ve aşk, sürekli olarak insanın sınırlarını aşmasını, genişletmesini ve derinleştirmesini sağlayan özgürleşme tecrübeleridir. Aşk ve akıl sayesinde insan, kendini mekanik ve donmuş hesaplamalara mahkum etmez. Aşk ve akıl, insanın bilen, düşünen, düşleyen, duygulu, sorumlu, onurlu ve özgür bir varlık olduğunu öğrenme olgunluğuna ermenin kapılarını açık tutar. Mutlak ve mükemmel hakikat olduğu kuruntusu içinde aklın ve aşkın kapılarını kapatma cüretini ve kibrini gören zihniyet, bedevi hegemonyacılıktır. Akıl ve aşk, insan olma kapılarının sürekli olarak açık tutulmasıdır.
Hümanist bir perspektiften bakıldığında aşk, romantik ve ahlaki bir deneyimdir. Seven insan, karşısındaki kişiyi bir nesne olarak değil, onuru olan bir özne olarak kabul eder. Bu nedenle aşk, tahakküm üretmez; saygı, tanıma ve sorumluluk üretir. Akıl, aşkın bu ahlaki boyutunu görmemizi sağlar. Akıl sayesinde aşkın sıcak, tutkulu, içten ve manevi bir şekli, dili ve içeriği vardır.
Akıl, aşkı yargılamadığı gibi, aşk da aklı yargılamaz. Aşk ve akıl, karşılıklı olarak birbirini güçlendirmek ve geliştirmek için sahip olduğumuz yetenekler ve kapasitelerdir. Akıl, insanı, aşkı ve doğayı, dar kavramlara ve doğmalara hapsetmez. Aşkı ve aklı ortadan kaldıran şey doğmatizm, fanatizm ve ayırımcılıktır. Hakikat, güzellik ve iyilik arayışları düşle, düşünmeyle, duyarlılıkla ve duyguyla gerçekleşir. Aşk, düşle, düşünmeyle, akılla, duyarlılıkla, duyguyla ve tutkuyla yaşanır.
Aşk karşısında akıl, susmamalıdır. Akıl karşısında da aşk, susmamalıdır. Aşkın veya aklın birbirlerine karşı suskunlaşmaları veya silikleşmeleri, aslında aklın veya aşkın ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Akıl ve aşk, birbirine sınırlar dayatmayı değil, birbirlerine sınırları aşmanın imkanlarını göstermek için sürekli olarak birbirleriyle konuşmalarına ihtiyaç vardır. Aşk ve akıl, birbirleriyle konuşmalıdırlar. Aşkın veya aklın sessizliği, insani açıdan çok teklikelidir. Akıl ve aşk konuştukça, açıklanamayacak ve yaşanmayacak hiçbir şeyin olmadığına dair geniş ufuklar insanın önüne açılmaktadır.
Bugün dünyada akıl ve aşk açığı yaşanmaktadır. İnsan onurundan kopartılan aşk ve akıl, sahici anlamda tecrübe edilmemektedir. Aşk ve akıl, insanı ve doğayı sevmemizi ve anlamamızı öğretmektedir. Doğayı ve insanı küçümsememek, aşkın ve aklın bize öğrettiği en temel derstir. Doğa içinde insan, düşünen, sevebilen, duygulanan ve sorumluluk alabilen bir varlıktır. Karşılıklı olarak birbirini dışlamadan insan, akıl ve aşk kapasitesiyle kendini zenginleştirmeli, çeşitlendirmeli ve geliştirmelidir. İnsan olmanın yolu, akıldan ve aşktan geçmektedir.