18 Ağustos sabahı Siyonist işgalci İsrail’in, Suriye’nin İdlib yakınındaki Ebu Zuhur Askeri Üssüne yaptığı hava saldırısı, çok önemli bir gelişmeydi. Ateşkese rağmen Gazze’de ve Lübnan’da yapılan alçakça bombalamalar devam ederken, bu defa Suriye hedef alındı. Aslında hedef Suriye değil, onun arkasında duran Türkiye idi.
Türkiye Suriye ile askeri işbirliği anlaşması imzaladıktan sonra, Siyonistler ilk olarak 2025 yılının Nisan ayında Suriye’nin orta kesimindeki Tiyas/T4 Hava Üssü çevresini bombalamışlardı. O zaman basit bir kınama ile geçiştirilen bu saldırganlık, sınırlarımıza yaklaşınca, tepkimizin derecesi artarak “güçlü şekilde kınama” olarak açıklandı.
Soykırımcı İsrail bu saldırısıyla, Türkiye’nin Suriye’de askerî nüfuz alanını genişletme ve stratejik tesisler üzerindeki etkinliğini artırma girişimlerine karşı duyduğu rahatsızlığı açıkça göstermiştir. Suriye devlet televizyonunun verdiği bilgilere göre üssün pisti ve depoları sekiz hava saldırısıyla vuruldu. Yerel ve askerî kaynaklar can kaybı bildirmezken tesiste maddi hasar meydana geldi.
Türkiye sınırının 70 kilometre doğusunda bulunan Ebu Zuhur Üssü, uzun süredir faal olarak kullanılmıyordu. Ancak Hama ve Halep vilayetleri arasında yer alması ve Suriye çölüne yakınlığı sebebiyle stratejik önem taşıyor.
Saldırının Türkiye’yi çok yakından ilgilendirmesi, İsrail’in daha sonra açıkladığı gerekçe ile anlaşıldı. İsrail Başbakanlık Ofisi, Şam yönetimiyle güvenlik alanında “statükonun korunması” konusunda daha önce bir mutabakata varıldığını, ancak Suriye yönetimini, Türkiye’nin Halep çevresindeki bir hava üssüne yerleşmesine izin vererek bu düzenlemeyi bozmakla suçladı.
Dışişleri Bakanlığımız, İsrail’in son hava saldırılarını “güçlü şekilde” kınadı. Bakanlık, saldırıları Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ihlallerin devamı olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack; İsrail saldırısının Türkiye’nin “yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceği” yönündeki “doğru veya yanlış bir algıyı” yansıttığını, “Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması üzerinde çalıştığını” söyledi.
Açıkçası İsrail’in yeni Suriye’ye karşı yürüttüğü saldırganlık politikası, Türkiye için hem bir tehdit hem de bir fırsattır. Siyonistlerin uluslararası hukuku hiçe sayması ve BM’nin hiçbir kararına uymaması, karşımızda bir devlet değil tamamen terörist bir yapı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Gazze ve Lübnan’da gördüğümüz saldırganlık ve barbarlık örneklerini unutmadan, Suriye’de benzer bir cür’eti göstermesine asla izin verilmemelidir. Suriye yönetimi, Türkiye’nin Siyonistlere anladıkları dilden haddini bildirmek için her türlü imkan ve fırsatı tanıyacaktır.
1967’deki 6 Gün Savaşı’nı hatırlayalım. Saldırgan İsrail 5 Haziran’da başlayıp 6 gün süren savaşta topraklarını 4 katına çıkarmış, Sina Yarımadası, Gazze, Kudüs, Batı Şeria ve Golan Tepelerini işgal etmişti. Suriye, Ürdün ve Filistin arasında kalan stratejik önemi çok büyük olan Golan Tepeleri, daha sonra soykırımcı İsrail tarafından ilhak edilmiş ve işgalci Siyonistler yerleştirilmişti. BM 242 sayılı kararıyla, İsrail’in Golan Tepelerini ve işgal altındaki diğer toprakları boşaltması gerektiğini kabul etmişti. Fakat bu karar hiçbir zaman uygulanmadı.
Dışişleri Bakanlığımız “İsrail bölgemizin güvenliği için en büyük tehdit" ifadesini kullandığına göre, acaba bu tehdit nasıl önlenecek? Karşımızda kınama, güçlü kınama, çok güçlü kınama, şiddetli kınama gibi diplomatik dillerden anlayan bir muhatap var mı? Siyonistlerin bu ifadelere gülüp geçtiklerini ve bir dahaki sefere daha büyük ve rahatsız edici bir saldırganlık planladıklarını tahmin etmek hiç zor değil.
Türkiye sınırına sadece 70 kilometre mesafede yapılan bu saldırıyı, radarlarımızın anında tesbit etmesi ve hemen F-16 uçaklarımızın havalanması, elbette hepimizi memnun etmiştir. Ancak bu saldırgan terörist yapıya gereken cevabın, anladığı dilden verilmesi zamanı çoktan gelmiştir.