İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD; Marshall Planıyla Avrupa’yı ekonomik olarak canlandırıp büyük bir pazar oluşturmak, siyasi ve ekonomik olarak kendisine bağımlı hale getirmek ve SSCB’ye karşı güç kazanmak istemişti. Bu amacına tam ulaşabilmek için yeni bir oluşuma ihtiyaç duymuştu. İşte bu yeni oluşumun adı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü idi. Böylece Nato; 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da kuruldu.
12 kurucu ülkenin oluşturduğu Nato’nun 5. Maddesi üyelere savunma garantisi veriyordu. Bu maddeye şöyleydi: "Üye ülkelerden herhangi birine yapılan askeri saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılır." Türkiye, 1952 yılında Nato’ya girmeden önce yaşanan “Kore Savaşı” pek fazla bilinmemektedir.
Kore Savaşı, 25 Haziran 1950 - 27 Temmuz 1953 tarihleri arasında Kuzey Kore ile Güney Kore arasında gerçekleşen, ancak büyük güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahalesiyle Soğuk Savaş'ın ilk ve en kanlı sıcak çatışmasına dönüşen uluslararası askeri krizdir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra 38. enlem sınır kabul edilerek ikiye bölünen Kore Yarımadası'nda, SSCB ve Çin destekli komünist Kuzey Kore'nin, ABD ve Birleşmiş Milletler destekli Güney Kore'yi işgal etmesiyle çatışmalar başlamıştır.
Kore Yarımadası İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya tarafından işgal edilmişti. Savaş sonunda işgalden kurtarılan Kore’nin kuzeyi SSCB’nin, güneyi ise ABD’nin kontrolüne girmişti. Kuzey Kore lideri Kim Il-sung, Stalin’in teşvikiyle 25 Haziran 1950'de sınırı geçti ve Güney Kore'yi hızla işgal etmeye başladı.
BM Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore'yi saldırgan ilan etti ve Güney Kore'ye askeri yardım gönderme kararı aldı. ABD liderliğinde 16 ülkenin askerlerinden oluşan bir BM gücü oluşturuldu. Türkiye, BM'nin çağrısına uyarak Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 5.090 kişilik Şimal Yıldızı tugayını Kore'ye gönderdi.
General MacArthur komutasındaki BM birlikleri, İnçon Çıkarması ile Kuzey Kore ordusunu geri püskürttü ve Çin sınırına kadar ilerledi. Sınırına yaklaşan ABD gücünü tehdit olarak gören Çin, yüz binlerce gönüllü askerle savaşa katıldı. Çatışmalar, 38. enlem civarında kanlı bir yıpratma savaşına dönüştü.
Türk tugayı, Kasım 1950'deki Kunuri Muharebeleri'nde Çin kuşatmasını yararak BM ordusunun imha olmasını engelledi ve büyük kahramanlık gösterdi. Savaş boyunca toplamda 20 binden fazla Türk askeri görev yaptı; 700'den fazla askerimiz şehit oldu. Türkiye'nin Kore'de gösterdiği bu askeri başarı ve Batı ile sergilediği dayanışma, daha önce Türkiye'yi veto eden üye devletlerin fikrini değiştirdi. Türkiye 18 Şubat 1952 tarihinde NATO'ya kabul edildi. İlginç olan ise, Yunanistan’ın da Türkiye ile Nato’ya aynı tarihte alınması oldu.
Gençlik yıllarımızda, herşeye ideolojik olarak rejimi tehdid eden komünizm korkusuyla bakılırdı. Solcular SSCB ve Çin hayranı olduğu için; milliyetçi, mukaddesatçı, dindar gençlik mecburen hür dünyayı yani ABD, Nato ve Avrupa’yı desteklemek zorunda idi. Gorbaçov’dan sonra SSCB dağılınca, kömünizm de tehdit olmaktan çıktı. Fakat yine de sağ görüşlü iktidar partileri; Batı hayranlığından, Nato’dan ve AB sevdasından vaz geçmediler.
Bugünkü geldiğimiz noktada Türkiye’nin; her ne kadar denge politikası izleyerek Rusya’dan S400 almış olsa da, jeopolitik olarak Nato’nun genel politikası dışına çıkması mümkün görünmüyor. Sadece Nato içindeki ağırlığını artırabilir. 22 yıl önce Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Ankara’da yapılan Nato toplantısıyla şimdikini kıyaslarsak aradaki büyük fark görülecektir. Toplantı öncesi karşılama törenleri, çok bilinçli bir organizasyonu gösteriyor. Mehter marşlarıyla yapılan yeniçerili karşılama ile Nato liderlerine önemli mesajlar verildi. Ülkenin eski Türkiye olmadığı anlatıldı. Nato’nun içinde ağırlığı olan bir Türkiye’nin, İslam Alemi nezdinde liderlik pozisyonu güçlenecektir.