Uzun yıllar önce beni “laiklikten kurtarmak” isteyen arkadaşım, “Mahalleye Timurtaş Hoca geliyor!” demişti.

Timurtaş Hoca?

Ne olmuş geliyorsa?

Çok mu önemli?

Arkadaşım, “Önemli olmaz olur mu? Timurtaş Hoca bir vaaz verir, cami cemaati kendinden geçer. Öyle kuvvetli ve keskin bir hatiptir.” deyince...

Timurtaş Hoca’nın sohbet edeceği eve gitmek istedim.

Arkadaş ev sahiplerini iyi tanıyormuş.

O sayede sohbetin yapılacağı eve kabul edildik.

Bizi çok iyi karşıladılar.

Başköşe şeref konuğuna ayrılmıştı.

Beklenen zatın ne kadar iyi bir insan, ne etkileyici bir hatip olduğu söyleniyordu ön sohbetlerde.

Öyle övgü dolu ifadeler kullanılıyordu ki iyice merak etmiştim Merhum Hoca’yı.

Biraz sonra, kapıdan içeri girdi.

Normal yurdum insanı gibiydi.

Hafif tebessümlü, mütevazı duruşlu, beyefendi.

Cümlemize selam verdikten sonra gösterilen yere oturdu.

Pek konuşmak istemiyor gibiydi.

Timurtaş Hoca

“Kürsüye çıktığında cemaati inleten Hoca, bu Hoca mı?” diye düşündüm.

Ortama sessizlik hâkimdi.

Misafirler “Eee, daha daha nasılsınız Hocam?” diyerek sohbeti geliştirmeye çalışıyorlardı.

Ben, çok sıkıntılı bir insan görüyordum başköşede.

Meraktan ya da patavatsızlıktan diyelim…

Ortamın en acemisi, en yabancısı pozisyondaki bendeniz Hoca’ya, “Canınız sıkkın gibi!” dedim.

Merhum da hiç bozmadan, “Sorma kardeşim!” diye karşılık verdi ve şöyle devam etti:

“Başımda davalar var. Laiklik karşıtlığı filan, bir dolu dava. Bir de ‘Piyango’ davası var. Aleyhinde konuştuk, kumar dedik diye dünyanın cezasını istiyorlar. Kapıma ikide bir polis geliyor. Ev halkı tedirgin. Kapıyı sütçü çalsa, yürekler ağızlara geliyor. Huzurumuz kalmadı. Allah kimsenin başına vermesin böyle şeyleri!”

Ben o sıralar “dindar” çevrelere yabancıydım.

Konularını, jargonlarını pek bilmiyordum.

Piyango aleyhine lâf ettiği için dünyanın hapis cezası istenmesini yadırgamıştım o halimle.

Piyangonun kumar olduğu şüphesizdi.

Bir Hoca elbette kumara kumar diyecekti.

Bunun için dünyanın hapis cezası mı istenirdi?

Hoca’nın hali içime dokunmuştu.

Oradakilerden birinin,

“Zalim düzen böyle işte!”

Bu cümleyi beynime not etmiştim.

Bizim oralardaki komünistler de buna benzer lâflar ediyorlardı.

Düzen, komünistlere göre de şeriatçılara göre de zalim düzendi.

*

Merhum Timurtaş Hoca ile buluşma benim için dönüm noktalarından biri olmuştu.

Sonrasında biraz araştırdım, soruşturdum.

Zaman içinde başörtüsü yasaklamalarına karşı çıkanlara destek verdim.

Böyle oldum!

*

Günlerden bir gün…

O günkü aklımda bir şey yaptım.

Tuttum, Timurtaş Hoca’nın Fatih’teki evine gittim.

Kapıyı kendisi açtı.

Kendimi hatırlattım.

“Hocam, sizin gibi samimi insanların mücadelesi son derece önemli. Bir süredir sizi göremiyoruz. Lütfen bir yerlerde konuşunuz ve yazınız.” dedim.

Acı acı yüzüme baktı.

“Yok, evlât!” dedi ve aklımda kaldığı kadarıyla şunları söyledi:

“Bizim camia beni en zor günlerimde yalnız bıraktı. Sohbetlerimi dinlerken kendilerinden geçenler bizi unuttu. Ben yazarak, konuşarak mesafe alacağımıza inancımı yitirmeye başladım.”

Ben o günkü aklımla Timurtaş Hoca’ya yanlış düşündüğünü söyledim.

Şimdi bakıyorum da…

“Bizim” dediğimiz insanların çoğu, Allah rızası için ikaz etmek yerine, düzene uymayı tercih etmekteler…

Menfaatçi tiplere rağbet çok, doğruyu söyleyenin destekçisi pek yok.

*

Timurtaş Hoca, tek kuruş gelir elde etmediği sohbet kasetlerinin korsan tezgâhlarında yok sattığı günlerde inzivaya çekilmişti.

Bugün onun gibiler pek yok.

Ya da var da, onlar da köşelerine çekilmiş durumdalar.

Kötü para iyi parayı kovarmış.

Yarım aydınlar, gerçek aydınları kovuyor bugün.

Adalet timsali Ömerler, kabuklarına çekiliyor!

Meydan turist Ömerlere kalıyor!

Aşağı Maldivler’den hepinize selâm olsun!