Geçenlerde bir haber sitesinde Ken Macon imzalı bir yazıya denk geldim. Haber şöyle; Avustralya'nın Victoria eyaleti, dijital doğum sertifikaları için bir pilot proje başlattı. Kağıt belgeler, bir çocuk konuşmaya başlamadan önce bile Avustralya'nın ulusal dijital kimlik sistemine bağlı, uygulama tabanlı kimlik belgelerine dönüştürülüyor.

Sonra Service Victoria sitesine girdim. Site, “Service Victoria uygulamasında dijital cüzdanınızı kolayca ve güvenli bir şekilde kullanın” diyor.

Service Victoria dijital cüzdanı olan cüzdanımda, dijital ehliyet, çocuklarla çalışma izin kartı, yaşlılar kartı veya yaşlılar işletme indirim kartı, gaziler kartı ve daha fazlası dahil olmak üzere 10 adede kadar resmi kartı saklayabilirsiniz.

Sonra da “çocuğunuzun doğum belgesindeki bilgilere ihtiyacımız olacak” diyerek uygulamanın indirilmesini istiyor.

Ebeveynler, çocuklarının doğum belgesini dijital bir belge olarak yükleyerek anaokulu kaydı için resmi olarak kullanabilecek. Pilot projeye üç belediye katılıyor. Hükümet "kolaylık" ve "bürokrasiyi azaltmadan bahsediyor.

Ancak gerçekte bu, okul öncesi ve okul yönetiminin çok ötesinde, kalıcı dijital kimlik takibi için teknik bir temel oluşturuyor.

Bu pilot uygulamaya göre doğum belgeleri basit bir medeni durum belgesinden dijital bir altyapı unsuruna dönüşüyor. Resmi olarak, kimlik kontrollerini basitleştirmek ve birden fazla kimlik belgesine olan ihtiyacı ortadan kaldırmak amacıyla tasarlanıyor.

Bu da şu anlama geliyor; doğumdan itibaren yasal kimlik ile tüm devlet veya özel hizmetler arasında kalıcı bir bağlantı kurulacak. Anlayacağınız tam kontrol sistemi.

Bu proje Avustralya'nın Dijital Kimlik Yasası'nın kabul edilmesinden kısa bir süre sonra başlatıldı. Birçok ülke daha şimdiden pilot uygulamalara geçti bile.

Çocuklarını anaokuluna kaydettiren veliler, çocukları için ömür boyu sürecek bir dijital kimlik alt yapısının oluşmasına fırsat tanıyacaklar. Ne var ki hiçbir veliye bunu isteyip istemedikleri sorulmadı ve sorulmayacak.

Hatırlayınız, Avrupa Birliği, Kovid-19 salgını sırasında oluşturulan sertifikaların, küresel sağlık sertifikasına dönüştürülmesi için bir çalışma başlatmıştı.

Yakın bir zamanda İngiltere'de Başbakan Keir Starmer de dijital kimliği olmayan kişilerin artık çalışamayacağını söylemişti.

Anlamak istediğim şu; bir tür küresel kimliklendirme çalışmasının alt yapısı hazırlanıyor. Bu kimlik elbette anayasa kapsamında sahip olduğumuz tüm haklara bakılmaksızın insanlar üzerinde kontrol sağlamak için kullanılacak.

Bu tür uygulamalarla sistematik bir şekilde merkezi kontrole doğru ilerlediğimizi söylemeye çalışıyorum.

Pandemi döneminde az da olsa uygulanan sertifika zorbalığına şahit olmuştuk. Hayatı eve sığdırmaya çalıştıkları bir dönemdi. Sertifika olmadan seyahat bile yapamıyorduk. Bu aynı zamanda psikolojik bir kontrol sistemi idi.

Kısacası insanların daha az bağımsız ve özgür olmalarını ve kontrol edilmelerini kolaylaştırmaktı mesele. Bu yüzdendir ki her şeyin dijitalleştiği bir dünyada her birimizin bir numarasının olmasını istiyorlar.

“Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu” diyordu La Boetise. “Sizden almadıysa nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizin değilse bunları nereden almıştır?”

Tam da bu noktada ihtiramız olmalı değil mi? Çünkü günümüzün feodal lordlarını ayakta tutan; özgürlükten kaçan insanların hayranlık ve itaat duygusudur. Bir köle gibi, bir çocuk gibi bir robot gibi… Oysa itaat etmek kendine ihanet etmektir