İttihatçılar’ın en büyük iddiası Sultan Abdülhamid’in gizli hafiye teşkilatı kurarak, geniş bir jurnal kampanyası başlatmasıydı. Osmanlı’nın en zor döneminde 33 yıl devleti idare eden bir Padişahın hangi maksatla neler yaptığını elbette kendisi daha iyi biliyordu. Sultan Abdülhamid’in 1917 yılında yazdığı hatıralarında bu konu özetle şöyle yer alıyordu:

“Osmanlı’da Padişah halkının ne düşündüğünü, nelerden şikâyetçi olduğunu hem kendi idarecilerinden, hem de şeyhlerden dervişlerden öğrenerek ülkeyi idare ederdi. Kardeşimin kocası olan Mahmud Paşa’nın kendine bağlı bir istihbarat sistemi kurduğunu öğrenince, bunu derhal bana devretmesini söyledim.

Yabancı devletler kendilerine hizmet edecek kimseleri vezir ve sadrazam derecesine çıkarabilmişse, devlet güven içinde olmazdı. Bundan sonra doğrudan şahsıma bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya karar verdim. İşte düşmanlarımın jurnalcilik dediği teşkilat budur.

Bu jurnallerin gerçek olanların yanında iftira olanların olduğunu elbette biliyorum. Ama hiçbir jurnale titiz bir araştırma yapmadan inanmadım ve gereğini yapmadım. Jurnal sistemini vatandaşa karşı değil, hazineden maaş aldıkları, gırtlaklarına kadar Osmanlının nimeti ile dolu oldukları hâlde Devlete ihanet edenleri takip etmek için kurdum.” (İsmet Bozdağ, Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Pınar Yayınları, İstanbul, 1992)

Sultan Abdülhamid, hem iç hem dış düşmanlara karşı “Zabıtayı Hafiye” veya “Yıldız Hafiye” Teşkilatı olarak anılan istihbarat servislerini kurdurmuştu. Daha sonra her iki servis Başkitabet Dairesi Reisi Küçük Said Paşa’nın başkanlığında “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”na dönüştürüldü. Said Paşa Sadrazam olunca Teşkilatın resmen yönetmeliğini hazırlayarak büyük bir istihbarat ağı hâline getirdi. Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın yurt içi ve yurt dışında teşkilatlanması, hafiye bulunması, serhafiyelerin (şef ajan) seçimi gibi organizasyonları Padişahın emirleriyle halletmişti.

Sultan Abdülhamid istihbaratın temeli olarak gördüğü telgraf teşkilatına çok önem vermiş, toplam 50 bin kilometrelik hat çektirmişti. Yemen’den Bosna’ya kadar çok uzak beldelerden gelen telgraflar, Yıldız Sarayı’nın şifre dairesine ulaşıyordu. Şifre Katibi Kamil Bey şifreleri çözerek padişaha getiriyordu. Yabancı istihbaratçıların telgrafları çözmemesi için vilayetlere değişik şifreler veriliyordu. (Şükrü Altın, II.Abdülhamid Efsanesi, Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Çelik Yayınevi, İstanbul, 2016)

Sultan Abdülhamid’in istihbarat sistemine karşı Jön Türkler ve İttihatçılar da aynı yöntemi kullanarak gizli örgütler kurdular. Sonunda bu örgütleri İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında toplayarak Meşrutiyet’in ilanına kadar faaliyetlerini gizli olarak sürdürdüler.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Bakanlar Kurulu’nun 29 Temmuz 1908 tarihli kararnamesi ile Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın faaliyetine son verildi. Sultan Abdülhamid tahttan indirildikten sonra da bütün istihbarat raporları imha edildi.

Sultan Abdülhamid’in çok etkili istihbaratına rağmen sarayın içinde bile casuslar bulunuyordu. Ancak Padişahın bunların birçoğundan haberi vardı. Kontrol altında bulundurarak hem faaliyetlerini takip ediyor hem de istediği bilgileri bunlar vasıtasıyla belli yerlere ulaştırıyordu. Bu casuslardan birisi, meşhur Türkolog Profesör Vambery, diğeri sarayın dişçisi Sami Günzberg’di.

İstanbul’da kendini Reşid Efendi olarak tanıtan Vambery, Nuruosmaniye Medresesi’nde Arapça, Farsça ve İslami ilimler öğrendi. İstanbul’da dört yıl kaldı. İlk raporunu 1889’da yazan Vambery, birkaç defa Sultan Abdülhamid ile görüştü. Padişahın onun samimiyetine inanmış gibi görünerek, İngiltere hakkında kendisine anlattığı düşüncelerini hemen Başbakan Lord Salisbury’e ulaştırdı.

Aşkenazi (Doğu Avrupa) Yahudisi bir aileye mensup olan Günzberg ise, saraydaki kadınlara kumaş satan annesi sayesinde tanındı. 1907’de Yıldız Sarayı Eczanesi’ne dişçi olarak tayin edilen Günzberg; Sultan Abdülhamid, Sultan Vahdeddin ve şehzadelerin dişçiliğini yaptı. Münevver Ayaşlı kendisi için “İç ve dış siyasetimizin kulislerinde oynanan bütün oyunlar ve oyuncuları bildiğini” söylemişti.