Dünya siyaseti bugün ahlaki ilkelerle değil, korku dosyalarıyla mı yönetiliyor?
Demokrasi, insan hakları ve çocuk hakları nutukları atan Batı’nın Gazze’deki vahşet karşısındaki derin sessizliği bu soruyu artık kaçınılmaz kılıyor.
Uzun süredir kamuoyunda konuşulan, ancak her seferinde “komplo” etiketiyle bastırılan bir iddia var: Küresel siyasete yön veren bazı isimlerin, karanlık dosyalar üzerinden kontrol edildiği… Küçük yaştaki kız çocuklarının istismar edildiği ağların, yalnızca bireysel sapkınlıkların değil; uluslararası siyasal baskı mekanizmalarının parçası olduğu iddiası.
Jeffrey Epstein dosyaları bu yüzden sıradan bir adli vaka değildir. Bu dosyalar, kimin kime neden sessiz kaldığını gösteren bir itaat haritasıdır.
Soru basit ama yakıcıdır:
Eğer Batı gerçekten çocuk haklarına inanıyorsa, neden bu ağların arkasındaki güçler titizlikle korunuyor?
Eğer insan hakları evrenselse, neden Gazze’de katledilen çocuklar bu evrenselliğin dışında bırakılıyor?
Bugün ortaya saçılan belgelerin zamanlaması da ayrıca düşündürücüdür. Epstein dosyaları neden tam da Ortadoğu yeni bir savaşın eşiğindeyken yeniden gündeme sokuluyor?
Neden bazı liderlerin isimleri servis ediliyor, bazıları özenle korunuyor?
Bu bir hukuk arayışı mı, yoksa siyasete verilmiş bir mesaj mı?
“Vurmazsan, devamı gelir.”
Uluslararası ilişkilerde artık tehditler tanklarla değil, arşivlerle yapılıyor. Bombalar kadar etkili olan şey, kapalı kasalardan çıkarılan görüntüler, kayıtlar ve tanıklıklar. Bugün devletler, generallerle değil; şantaj dosyalarıyla hizaya sokuluyor.
Ve bu tablo, Gazze’deki suskunluğu daha da anlamlı kılıyor.
Batılı liderler neden ateşkes kelimesini ağızlarına alamıyor?
Neden çocuk cesetleri karşısında titremesi gereken sesler, diplomatik metinlerin arkasına saklanıyor?
Çünkü sessizlik bazen vicdansızlıktan değil, korkudan doğar.
Ve korku, suç ortaklığının en sadık bekçisidir.
Burada asıl mesele şu:
Eğer dünya gerçekten şantajla yönetiliyorsa, demokrasi yalnızca vitrin süsüdür.
Eğer liderler kirli dosyalarla susturuluyorsa, sandıklar yalnızca birer dekor.
Gazze’de akan kan, sadece bombaların değil; ahlaki çöküşün de eseridir.
Ve bu çöküşün adı artık açıktır:
İnsan haklarını söylemde savunup, çıkar söz konusu olduğunda çocukların ölümüne göz yuman bir medeniyet ikiyüzlülüğü.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Gazze’de ölen çocuklar mı dünyanın vicdanını kaybettirdi,
yoksa dünya vicdanını çoktan kaybettiği için mi Gazze’de çocuklar ölüyor?
Bu soruya cevap vermeyen herkes, sessizliğiyle bu düzenin ortağıdır.