“Müminler ancak kardeştirler; öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin. Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurât, 10)

Bu ayet, İslam’ın insanlığa sunduğu en net, en sarsıcı hakikati ilan eder: Kardeşlik. Kanla, renkle, dille, soyla değil; imanla kurulan bir kardeşlik… Buna rağmen bugün hâlâ ırkı yücelten, kavmini putlaştıran, kendini başkasından üstün gören bir dil nasıl olur da Müslüman kimliğiyle yan yana durabilir? Irkçılık, sadece bir sosyal hastalık değil; imanla doğrudan çelişen bir sapmadır.

Kur’an, insanı tek bir kökten yaratıldığını hatırlatır: “Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 13)

Bu ayet, ırkçılığın bütün dayanaklarını yerle bir eder. Üstünlük iddiasını soyda değil, ahlakta ve takvada arar. Irk, bir fazilet değil; imtihandır. Doğduğumuz yer, seçtiğimiz bir başarı değil; bize yüklenen bir sorumluluktur.

Rasûlullah (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde bu meseleyi insanlığın hafızasına kazımıştır: “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana; beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” Bu söz, sadece bir nasihat değil; ırkçılığa vurulmuş ilahî bir mührün ifadesidir. Buna rağmen hâlâ “biz ve onlar” diliyle konuşmak, iman iddiasıyla çelişir.

Irkçılık, şeytanî bir mirastır. Şeytan, Âdem’e secde etmeyişini soy üstünlüğüyle gerekçelendirmişti: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu topraktan yarattın.” (A‘râf, 12) Bugün insanın insana üstünlük taslaması, o ilk isyanın güncellenmiş hâlidir. Kim ki soyuyla övünür, kim ki başkasını kökeniyle aşağılar; farkında olmadan İblis’in cümlesini tekrar eder.

İslam toplumu, ırkçılığın panzehirini kardeşlikte bulur. Ensar ile Muhacir’i aynı sofrada buluşturan ruh budur. Bilâl’i ezanla göklere yükselten, Selman’ı “bizdendir” diyerek onurlandıran ruh budur. Rasûlullah’ın (s.a.v.) “Irkçılık davası güden bizden değildir” uyarısı, bu yüzden keskin ve nettir. Çünkü ırkçılık, ümmeti parçalayan; rahmeti kaçıran bir fitnedir.

Bugün Müslüman coğrafyanın çektiği acılara bakın. Aynı kıbleye dönenlerin, farklı renk ve diller yüzünden birbirine sırt çevirdiği bir manzara… Oysa ayet açık: “İki kardeşinizin arasını düzeltin.” Kardeşlik bozulduğunda, araya kin girer; kin girdiğinde rahmet çekilir. Allah’ın rahmeti, kavmiyetçilikte değil; adalette, merhamette ve takvada tecelli eder.

Son söz şudur: Irkçılık, İslam’ın değil; cahiliyenin dilidir. Müminin kimliği pasaportta değil, secdede yazılıdır. Eğer gerçekten “müminler kardeştir” diyorsak, bu söz dudaklarda kalmamalı; dilde, tavırda ve kalpte karşılığını bulmalıdır. Aksi hâlde kardeşlik iddiası, içi boş bir slogandan ibaret kalır. Rahmeti isteyen, ırkı değil; hakkı üstün tutmak zorundadır.