Taylan’lar Selânik’de Yâkûbî alt cemâatinin bir mahallesine mensûblar
Resmî tercümeihâl̃inde, babasının, Selânik Nüfûs Nezâreti Başk̃âtibi olduğu kaydedilmiştir. Binâenaleyh yukarıda naklettiğimiz vefât haberlerinde belirtildiği gibi, babası, “Nüfûs Nâzırı”, yânî “Nüfûs Müdürü” değildi.
Resmî tercümeihâlinde yer alan bir başka pek mühim bilgi de, “Fazlullâh Necîb Bey ve Meryem Hanım’ın oğlu olarak” Selânik’deki “Yılan Mermeri Mahallesi’nde dünyâya geldiğidir”. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Muslihiddin_Adil_Taylan; 17.9.2026)
Bu bilgi, Taylan’ların hangi Sabataî alt cemâatine mensûb olduğu husûsunda bir tereddüde mahal̃ bırakmıyor. Şöyle ki:
Eski Selânik’de, yânî şehir, 1900 civârında, Hamidiye Mahallesi’yle, sâhil boyunca şarka doğru genişlemeden evvelki Selânik’de, her dînî cemâat, kendine mahsûs, hudûdları muayyen mahallelerde ikâmet ediyordu.
Filhakîka, Yahûdilerin “La Jerusalén de los Balcanes (La Herusalen de l̃os Balkanes; Balkanlar'ın Kudüs'ü)” ve “La Madre de Israel (İsrâil'in Annesi)” isimleriyle anacak kadar nazarlarında mübârek bir Yahûdi-Sabataî şehri olan Selânik’de, Mûsevî mahalleleri, şehrin liman kısmında, şarktan gar̃be doğru geniş bir şerid hâlinde sıralanıyordu. Cenûbî gar̃bde, Frenk Mahallesi bulunuyordu. Rum mahalleleri, şarkta ve gar̃bde birkaç mahalle idi. Mûsevî mahallelerinden sonra, yine şarktan gar̃be doğru, tepedeki Kale’nin eteğinde, geniş bir şerid hâlinde Karakaş, Kapanî ve Yâkûbî Sabataî mahalleleri bulunuyordu. Sahîh Türkler ise, Kale civârında ve Sûrların dışında mesk̃ûn, umûmiyetle fak̆îr ve câhil, garîban Anadolu halkından farksız küçük bir topluluk teşkîl ediyorlardı.
İşte Taylan’ların Yılan Mermeri Mahallesi, şehrin garbinde, Yeni Kapı Caddesi’nin iki tarafında sıralanmış birkaç Yâkûbî mahallesinden biridir. Bu mahallenin bitişik olduğu mahalle, Fazlı Necip’lerin, Ahmet Emin Yalman’ların, Dr. Şefik Hüsnü Deymer’lerin Sarı Hatîb Mahallesi’dir.
Muslihiddin Âdil Taylan da Kemâlperestti
Prof. Muslihiddin Âdil Taylan da, Sabataî Cemâatinin umûmî profiline uygun olarak tipik bir Kemâlperestti. Evvelâ İttihâdcı İhtilâline katıldı, sonra da onun daha radikal̃ bir uzantısı olan Kemalizme hizmet etti. İstanbul’da Yıldız semtinde kâin Mülkiye Mektebi’nin 58. seneidevriyesinin tes’îdi merâsiminde, talebelere şu tavsıyede bulunuyordu:
“Gençler; Türkiyede bir ışık var. Bu ışık yalnız Türkiyeyi değil bütün acunu aydınlatıyor. Bu ışık bize hayat veren büyük Atatürktür. Bu ışıktan nur almayı biliniz.” (Cumhuriyet, 5.12.1934, s. 5)
Selânikli Sabataîler, Muslihiddin Âdil’in öncülüğünde, (Türk değil) Yahûdi olduklarını ileri sürerek Selânik'de kalmak istemişlerdi
Prof. Muslihiddin Âdil (Taylan), Lozan Müzâkereleri esnâsında, Sabataîlerin nüfûs mübâdelesinden muâf tutulmaları için uğraşmış, l̃âkin onun bu teşebbüsü Lozan Müzâkere Hey’eti İkinci Murahhası Dr. Rıza Nur tarafından engellenmişti.
Onlar, bilâhare, Yunan makâmları nezdinde aynı mâhiyette bir teşebbüsde daha bulundularsa da yine reddedildiler…
Filhak̆îka, Lozan'da varılan mutâbakat çerçevesinde, 1923 ilâ 1926 senelerinde, Bir taraftan Türkiye ile Yunanistan arasında nüfûs mübâdelesi devâm ederken, Sabataîler, Yunan Hük̃ûmetine mürâcaat ettiler; aslında Türk değil, Yahûdi olduklarını ileri sürerek, nüfûs mübâdelesine tâbi tutulmama talebinde bulundular. Fakat Yunan Parl̃amentosu, onların “Türklerden daha tehlikeli oldukları” esbâbımûcibesiyle mürâcaâtlarını reddetti. (Yrd. Doç. -bilâhare Prof.- Dr. Cengiz Şişman, Suskunluğun Yükü, Ahmet Demirhan terc., İstanbul: Doğan Kitap, 2016, s. 324)
Ak̆îm kalan iki teşebbüsden sonra hâl̃â pes etmemişlerdi: Hep, Selânik'de kalabilmek için, bu def’a, takrîben üç asır evvel terkettikleri Mûsevîliğe dönmek istediler (zîrâ Yahûdiler mübâdele hâriciydi)... L̃âkin yine hayâl̃ kırıklığına uğradılar: İstanbul Hahambaşısı, “Küfür, cinsî sapıklık, hîlek̃ârlık, vurgunculuk, muhtelif ahlâksızlıklar, v.s.” ile mâl̃ûl̃ bir zümre oldukları ithâmıyle onların talebini şâyân-ı kabûl̃ görmedi… (Şişman 2016: 519)
İçlerinden bir kısmı ise, İstanbul'un işgâl̃ senelerinde, Îtilâf Kuvvetlerine mürâcaât ederek, aslında Yahûdi olmaları hasebiyle kendilerine mes'ûl̃ mevk̆iler verilmesi talebinde bulundu… (Şişman 2016: 325)
Sabataîlerin Türkiye’ye hicretine, bir basîretsizlik eseri olarak, Dr. Rıza Nur müzâhir oldu
Sabataîlerin, nüfûs mübâdelesinden muâf tutulmak için Muslihiddin Âdil vâsıtasıyle kendisi nezdinde teşebbüsde bulunduklarını, Lozan Müzâkere Hey’eti İkinci Murahhası Dr. Rıza Nur, Hâtırât’ında, onlar hakkında pek ağır ifâdeler kullanarak bahis mevzûu ediyor. Bununla berâber, onların teşebbüsünü akâmete uğratan ve bu sûretle Türkiye'ye hicret etmelerine müzâhir olan da kendisidir:
“Muslihiddin Âdil [Taylan] adında biri Lozan’a gelmiş. Benimle görüşmek istedi. Görüştük. Bir müddettir bizim otelde gördüğüm bir adam… Kendisinin, bütün Makedonya Türkleri nâmına murahhas olarak geldiğini ve bu Türkler nâmına bize teklîf ve ricâda bulunmıya mêmur olduğunu söyledi. ‘Buyurun!’ dedim…
“Dereden tepeden, türlü girişlerden sonra, Selânik vilâyeti Müslümanlarının ahâlî mübâdelesinden istisnâ edilmesini ricâ etti.
‘- Bu, mâkûl bir teklîf değil, ama İsmet Paşa’ya söyliyeyim, tekrâr görüşürüz!’ dedim.
“Kim olduğunu soruşturdum. İstanbul Dârülfünûnu’nda profesör olup Selânik Dönmelerinden imiş. Burasını söylemiyor!
“Tekrâr görüştüm. Bunun sebeb ve menfâatlerini kendisine sordum. Dedi ki:
‘- Biz Türkler Makedonya’da ekseriyet yapıyoruz. Orada kalırsak, istik̆l̃âl̃ yapacağız. Bir Türk Hük̃ûmeti teşekkül eder. Bu, büyük bir menfâat̃tir.’ Dedim ki:
‘- Nüfûsunuz bu işe k̆âfî değildir. Şimdiye kadar bizden İstanbul ve Anadolu’ya hicret etmiş olanlar da yine k̃âfî nüfûs olamaz. Hem o Türkleri tekrâr Selânik ve civârına nakletmek imk̃ânsız gibi bir şeydir, hayâl̃dir. Hem Yunanlılar da bunu yaptırırlar mı? Bir de Yunanlılar size istik̆l̃âl̃ veyâ muhtâriyet verirler mi? Böyle şey kan ve kuvvet ile alınır. Buna da ik̆tidârınız k̃âfî değildir. Fikriniz gâyet yanlış! Bilâkis siz bu mübâdeleyi şiddetle istemelisiniz! Çünki Yunanlılar, orada kalanları, birer sûretle ve yavaş yavaş imhâ edeceklerdir. Önce ik̆tisâden mahvederler. Sonra canınıza kasdederler. Bir asırlık bir târih var. Mora’dan beri bu böyle… Mora ihtilâli zamânında Mora’da Türkler ekseriyet teşkîl ediyorlardı. Beş – on yıl içinde orada ilâc için aransa bir Türk kalmamış oldu! [Yunanlıların irtik̃âb ettiği Türk jenosidinin başlangıcı…] Sonra Atina, sonra Teselya meydanda… Şimdi sıra Trakya ve Makedonya’dadır…’ dedim.
“Bana Yahûdi dolabı yapıyordu… Gâyesi, sırf Selânik Dönmelerini mübâdeleden istisnâ ettirmekdi…”
“Baktım, sendeledi. Dâvâsı, mantıklı değil, k̃âmilen saçmaydı. Cevâb bulamadı. Fakat beni illâ mübâdeleden istisnâ fikrine ircâa [geri döndürmiye] çalışıyor, gittikçe de daha ziyâde saçmalıyor…
‘- Olamaz!’ deyip kesmekden başka çâre bulamadım.
“Bu adamın teşebbüsü, dediği gibi değildi. Bana etkileyici ve kuvvetli bir yalanla, Yahûdi dolabı yapıyordu. Makedonya’da istik̆l̃âl̃ filan hep bizim gözümüze boya idi. Kandıracak… Gâyesi, sırf Selânik Dönmelerini mübâdeleden istisnâ ettirmekdi.
“Bu, ecnebî bir parazit; kanımızda saklanıyor! Rûmlar, Ermeniler bunlardan çok iyi! Çünki hiç olmazsa Rûmdur, Ermenidir biliriz…”
“Demek Dönmeler, yol masrafını vererek onu bu iş için Lozan’a göndermişlerdi. Makedonya Türklerinin mümessili olması yalandı.
“Demek ki Dönmeler Selânik’de kalmak istiyorlardı. Hattâ İstanbul’dakiler de tekrâr Selânik’e hicret edecekler.
“Demek Türkiye’de bunlar da Türkden başka düşünen ve zıd menfâat sâhibi bir zümredirler…
“İşin felâketi, bunlar Türk görünüyorlar! Rûmlar, Ermeniler bunlardan çok iyi! Çünki hiç olmazsa Rûmdur, Ermenidir biliriz… Bu, ecnebî bir parazit; kanımızda saklanıyor! Yüzlerini, gözlerini kanımızla boyuyorlar!
“Böyle bir zümreden birini sivriltmek, Dârülfünûn’a profesör yapmak… Fenâ şey!
“Bu adamlar, kendi hesâblarına da hatâda idiler. Çünki Yunanlılar onları orada rahat bırakırlar mı? Hele ticârî bir unsur olduklarından, Yunanlıların herkesden evvel hücûm ve mahvedecekleri zümredir. Yâhud da derhâl Hıristiyanlaşmaları, Rûmca konuşmaları l̃âzımdır. O hâlde bile yine aşağılık muamelesi görürlerdi. Karaman Rûmlarının bile gördükleri böyledir.
“Bu arada, yânî Türkün can, baş kaygısında Sabatay Sevi’nin oğulları da bu işte idiler…” (Dr. Rıza Nur, Hayât ve Hâtırâtım, İstanbul: Altındağ Ye., rahmetli Kadir Mısıroğlu neşri, 1968, ss. 1079 – 1081; -Tahrîf edilerek ve bizden habersiz piyasaya çıkarılmış- Yahûdilik ve Dönmeler, İstanbul: Araştırma Yl., muhtemelen Eyl̃ûl̃ 1989, 17x24 cm, cildli, ss. 252-253)
Sabataîlik – Masonluk - Siyonizm sacayağı üzerine müesses bir totaliter rejim
Dr. Rıza Nur: “Böyle bir zümreden birini sivriltmek, Dârülfünûn’a profesör yapmak… Fenâ şey!” diyor… Hak̆îkaten, ne kadar ibretâmîzdir ki İttihâdcılar zamânında Selânik ve İstanbul Hukûk Mektebi Müdürlüğü (Fakülte Dekanlığı) ve bir müddet Maârif Nezâreti Müsteşârlığı yapan bu şahıs, Kemalist Rejimde de îtibâr görmüş, uzun seneler, İdâre Hukûku Profesörü olarak Dârülfünûn'daki vazîfesine devâm etmiş ve Türkiye’yi beynelmilel ilmî kongrelerde temsîl etmiştir…
Dr. Rıza Nur'un da dâhil olduğu Kemalist Hük̃ûmet –gazetelere kadar intikâl̃ eden- bütün bu vâkıaları gâyet iyi bildiği, en azından mübâdeleyle gelen Sabataîlerin mühim bir kısmı da nezdinde tescîlli olduğu hâlde (ki Varlık Vergisi tatbîkâtı bunun delîlidir), “Mutlak Şef”ten aldığı tâlimâta uygun olarak, onları Türkiye'ye kabûl̃ etmekten ictinâb etmediği gibi, üstelik kendilerine büyük imk̃ânlar tahsîs etmiştir…
Böylece, Frenk müttefîk̆lerinin desteğiyle berâber, esâs îtibâriyle Sabataîlik – Masonluk - Siyonizm sacayağı üzerine müesses totaliter rejim, kahhâr ik̃tidârını iyice kuvvetlendirmiş oluyordu…