Devletler değişir, yönetim biçimleri değişir, zaman değişir. Fakat adaletin ölçüsü değişmez.

Yüzyıllar önce Hz. Ali’nin Mısır Valisi Mâlik b. el-Eşter’e gönderdiği ahidnâme, bugün bile devlet yönetimi üzerine düşündüren güçlü metinlerden biridir. Çünkü bu metin yalnızca bir valiye verilen talimatlardan ibaret değildir; adaletin, liyakatin, kamu ahlakının, ekonominin ve halkla ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair kapsamlı bir yönetim anlayışı ortaya koyar.

Ve bütün bunların merkezinde insan ve adalet vardır.

Hz. Ali, yöneticinin halka bakışını şu sözlerle anlatır:

“İnsanlara karşı kalbinde sevgi, merhamet ve lütuf duyguları besle. Onlara karşı parçalayıcı bir canavar gibi olma. Çünkü insanlar ya dinde senin kardeşindir ya da yaratılışta senin dengindir.”

Bu söz, aslında bütün yönetim anlayışının özüdür.

Yönetici, karşısındaki insanı makamından dolayı küçümsememeli; gücünü insanlara karşı bir üstünlük aracına dönüştürmemelidir. Çünkü yönetmek, önce insana değer vermeyi gerektirir.

HALKTAN KOPMAYAN YÖNETİM

Ahidnâmede yönetici ile halk arasındaki ilişkiye özel bir önem verilir.

Yönetici halkın arasına girmeli, insanların sorunlarını doğrudan dinlemeli ve vatandaşın kendisine ulaşabilmesini sağlamalıdır. Çünkü yöneticinin etrafında aşılmaz duvarlar oluştuğunda, yalnızca insanlar değil, gerçekler de dışarıda kalır.

Kendisine yalnızca iyi haberlerin ulaştığı bir yönetici, bir süre sonra ülkenin gerçeklerini değil, kendisine gösterilen manzarayı görmeye başlar.

Bu nedenle halkın sesini duymak bir lütuf değil, kamu görevinin gereğidir.

LİYAKAT, ADALETİN TEMELİDİR

Devlet görevlerinde ölçü; akrabalık, dostluk veya kişisel yakınlık değil, ehliyet, tecrübe ve dürüstlük olmalıdır.

Özellikle hâkimlerin seçiminde çok daha titiz davranılması istenir. Rüşvete kapılmayan, baskı karşısında eğilmeyen, kişisel hırslarını adaletin önüne koymayan ve ilmi yeterliliğe sahip insanlar tercih edilmelidir.

Adalet görevlilerinin geçim sıkıntısı çekmeyecek şekilde desteklenmesi gerektiğinin vurgulanması da dikkat çekicidir. Çünkü adalet makamı, kişisel çıkarların veya ekonomik baskıların etkisine açık hâle gelmemelidir.

Buradaki temel düşünce açıktır:

Liyakat zayıflarsa kurumlar, adalet zayıflarsa toplumun devlete duyduğu güven zayıflar.

VERGİDEN ÖNCE ÜRETİM

Ahidnâmenin ekonomi anlayışında da önemli bir öncelik sıralaması vardır.

Yönetici yalnızca vergi toplamayı düşünmemeli; önce toprağın imarına, üretimin gelişmesine ve insanların geçim kaynaklarının güçlenmesine önem vermelidir.

Çünkü üretim çökerse vergi geliri de sürdürülemez.

Tüccar ve zanaatkâr desteklenmeli; buna karşılık karaborsa, stokçuluk ve haksız kazanç engellenmelidir.

Kısacası devlet, vatandaşın elindekini tüketmekten önce vatandaşın üretme gücünü artırmalıdır.

GÜÇ VE AHLAK

Ordu, toplumun güvenliğini sağlayan temel unsurlardan biridir. Ancak güçlü bir ordu kadar, o gücü yönetecek insanların niteliği de önemlidir.

Ehil, sabırlı ve sorumluluk sahibi kadrolar olmadan güç, güven üretmek yerine sorun doğurabilir.

Aynı anlayış devletler arasındaki ilişkilere de yansır. Yapılan anlaşmalara ve verilen sözlere sadık kalınmalı; hile ve aldatma yönetim yöntemi hâline getirilmemelidir.

Çünkü devletin itibarı yalnızca sahip olduğu güçten değil, sözüne duyulan güvenden de doğar.

ASIRLAR SONRA HÂLÂ AYNI SORU

Bugün devlet yönetimi denildiğinde anayasa, kanun, kurum, bürokrasi ve ekonomi konuşuyoruz.

Hz. Ali’nin ahidnâmesi ise bütün bunların öncesinde daha temel bir soru soruyor:

Makam bir ayrıcalık mı, yoksa bir emanet mi?

Makamı ayrıcalık gören yönetici zamanla halktan uzaklaşır; liyakati önemsemeyen yönetimde kurumlar yıpranır; adaleti ihmal eden düzende ise güven kaybolur.

Oysa makam geçicidir.

Bugün var, yarın yok.

Geriye kalan; nasıl yönetildiğiniz, kime adalet ettiğiniz ve size verilen emaneti nasıl taşıdığınızdır.

Bu yüzden Mâlik b. el-Eşter’e gönderilen ahidnâme yalnızca tarihe ait bir metin değildir. Asırlar öncesinden bugünün yöneticisine de seslenen bir yönetim ahlakıdır.

Zaman değişir, kurumlar değişir, yönetim araçları değişir.

Fakat adalet, liyakat, merhamet, dürüstlük ve emanete sadakat değerini kaybetmez.

Çünkü devlet, yönetenlerin şahsi mülkü değildir.

Devlet bir emanettir.

Ve o emaneti taşıyan herkes, bir gün makamından değil, emanete nasıl sahip çıktığından hatırlanır.