Ramazan… Takvimde bir ay, ama hakikatte bir terbiye mevsimi. Midelerin aç kaldığı, kalplerin yumuşaması gereken bir zaman dilimi. Bu ay, yalnızca sahurla başlayıp iftarla biten bir açlık pratiği değildir; nefsin törpülendiği, hırsın dizginlendiği, dünyanın küçültülüp ahiretin büyütüldüğü bir arınma sürecidir.

Peki biz Ramazan’ı nasıl karşılıyoruz?

Vitrinleri süsleyerek mi, yoksa vicdanları süsleyerek mi?

Satışları artırarak mı, yoksa fedakârlığı artırarak mı?

Ramazan, fırsatçılık ayı değildir. Allah Teâlâ, “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” (Maide 2) buyuruyor. Yardımlaşma sadece zekât verirken olmaz; ticaret yaparken de olur. Bir ürünü makul fiyatla satmak da bir iyiliktir. Kâr oranını düşürmek de bir takvadır. Çünkü mümin, kardeşinin dara düştüğü zamanı kendi kazanç fırsatına çevirmez.

Bugün çarşıya çıkan dar gelirli bir baba, elindeki listeyi eksilterek kasaya gidiyorsa; bir anne çocuklarının istediğini alamayıp mahcup oluyorsa, orada sadece ekonomik bir kriz yoktur, ahlaki bir imtihan vardır. Ramazan bu imtihanın adıdır.

Allah Teâlâ, “Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır.” (Bakara 276) buyurur. Bu ayet bize şunu öğretir: Artış her zaman rakamla ölçülmez. Bereket, matematik bilmez. Bazen düşürdüğün fiyat yükselen bir rahmet olur. Bazen vazgeçtiğin bir kâr kalem kalem sevap olarak yazılır. Ama fırsatçılıkla şişen kazanç, dışarıdan büyür; içeriden çürür.

Resulullah (s.a.v.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” (Buhârî) buyuruyor. Ramazan’da kolaylaştırmak varken zorlaştırmak, mümine yakışır mı? Temel gıdada zam yapmak, talep arttı diye fiyat yükseltmek, stokçulukla piyasayı sıkıştırmak… Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda açık konuşur: “Kim ihtikâr yaparsa günahkârdır.” (Müslim)

Demek ki mesele serbest piyasa değil; serbest vicdandır. Mesele kâr etmek değil; helal ve adil kazanmaktır.

Öte yandan Resulullah (s.a.v.) “Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî) buyurarak ticareti büyük bir makamla ilişkilendirir. Ne büyük şeref! Ama aynı ticaret, eğer merhametten koparsa insanı ağır bir hesaba da sürükler. Çünkü kazanç kalemi kapanır; ama amel defteri kapanmaz.

Ramazan fedakârlık ayıdır. Aç kalırken başkasını doyurmayı öğrenme ayıdır. Kendi nefsini kısmayı başarırken, başkasının yükünü hafifletme ayıdır. İşte bu yüzden Ramazan’da yapılacak bir indirim, sadece ekonomik bir hamle değildir; ahlaki bir duruştur. Borcu ertelemek bir sadakadır. Kârı düşürmek bir infaktır. İhtiyacı olana kolaylık göstermek, belki de gecenin bir vaktinde edilen uzun dualardan daha tesirlidir.

Allah Teâlâ, “Eğer borçlu darlık içindeyse, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Eğer bağışlarsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 280) buyuruyor. Ramazan tam da bu ayetin hayata geçeceği aydır. Çünkü bu ay rahmet ayıdır. Rahmeti çoğaltmak varken, fiyatları artırmak hangi imana yakışır?

Şimdi her ticaret erbabı kendine şu soruyu sormalıdır:

Ben bu ay neyi büyütüyorum? Ciroyu mu, vicdanı mı?

Fiyatı mı artırıyorum, fedakârlığı mı?

Unutmayalım: Oruç sadece mideyi değil, hırsı da aç bırakmalıdır. Eğer hırs tok, vicdan aç kalıyorsa; Ramazan takvimde vardır ama hayatta yoktur.

Ey ticaretle uğraşan mümin…

Ramazan fırsatçılık değil, fedakârlık ayıdır.

Fiyatı düşür ki Allah katındaki derecen yükselsin.

Kârı azalt ki bereketin artsın.

Dükkânının kapısına indirim yazmadan önce kalbine merhamet yaz.

Çünkü bu dünyada vazgeçtiğin her fazlalık, ahirette sana fazilet olarak dönecektir.