Adliye koridorları soğuktur. Duvarları kalındır. Ama en ağır olanı beton değil, pişmanlıktır. O koridorlarda en çok yankılanan kelime şudur: “Keşke…”

Keşke o hırsı kalbime koymasaydım.

Keşke o haram paraya el uzatmasaydım.

Keşke bir gecede zengin olma hayaline kapılmasaydım.

Dün “Bir fırsat var, hemen köşeyi döneceğim” diyen nice insan, bugün dosya numarasıyla anılıyor. Dün imza atarken eli titremeyenler, bugün mahkeme kapısında başını öne eğiyor. Çünkü dünya kısa bir heves; ama hesabı uzun bir hakikattir.

Kur’an insanın zaafını açıkça bildiriyor:

“İnsan çok acelecidir.” (İsra 17/11)

Acelemiz var. Beklemek istemiyoruz. Sabretmek zor geliyor. Yavaş büyüyen helal kazanç gözümüze küçük görünüyor. Ama Rabbimiz bir başka ölçüyü koyuyor:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 53/39)

Emek olmadan kazanç, ter olmadan servet, sabır olmadan bereket olmaz. Olursa da huzur olmaz.

Bugün adliye koridorlarında bekleyenlerin çoğu, aslında bir gecelik hayalin mahkûmudur. “Bir defadan ne olur?” dediler. “Herkes yapıyor” dediler. “Bu devirde böyle” dediler. Ama Allah’ın koyduğu ölçü devirle değişmez.

Resûlullah (sav) buyuruyor:

“Helal bellidir, haram bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır. Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur.” (Buhari, Müslim)

Şüpheli kazanç, başta fırsat gibi görünür; sonda felaket olur. Haram para önce cebe girer, sonra huzuru çıkarır. Önce yüzü güldürür, sonra aileyi ağlatır.

Kur’an’ın uyarısı nettir: “Aranızda mallarınızı batıl yollarla yemeyin.” (Bakara 2/188)

Batıl yol sadece büyük suçlar değildir. Küçük hileler, masum görünen sahtekârlıklar, “kimse anlamaz” diye yapılan oyunlar… Hepsi aynı kapıya çıkar. O kapının önünde de çoğu zaman bir adliye tabelası vardır.

Unutmayalım ki Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir kazanç yememiştir.” (Buhari)

Helal kazanç yavaş ilerler ama başı dik yürütür. Haram kazanç hızlı gelir ama insanı eğik yürütür. Helal para az olabilir ama bereketlidir. Haram para çok olabilir ama bereketsizdir.

Adliye koridorlarında sadece suç dosyaları yoktur; kırılmış umutlar, dağılan yuvalar, mahcup çocuklar, gözyaşı düken anneler, başını öne eğmiş babalar vardır. Bir imza sadece kâğıda atılmaz; bazen bir soyadına atılır.

Kur’an kıyamet sahnesini anlatırken insanın feryadını haber verir:

“Keşke hayatım için bir şeyler yapmış olsaydım.” (Fecr 89/24)

Dünyada söylenen “keşke” ile ahirette söylenecek “keşke” arasında ince ama derin bir bağ vardır: Hesabı düşünmeden yaşamak.

Bugün adliye koridorlarında yankılanan “keşke”, aslında vicdanın geç kalmış çığlığıdır. O çığlık bize şunu hatırlatır:

Dünya mahkemesinden kaçsan bile, ahiret mahkemesinden kaçamazsın.

Öyleyse soralım kendimize:

Bir gecede zengin olmak mı, bir ömür huzurlu yaşamak mı?

Hızlı yükselmek mi, temiz kalmak mı?

Gerçek kazanç çok para değil; temiz alın teridir. Gerçek zenginlik kasada değil; kalpteki huzurdadır.

Adliye koridorlarında “keşke” dememek için, bugün nefsimizin önünde hesap verelim. Çünkü geç kalınmış pişmanlık, en ağır pişmanlıktır. Ve bazı “keşke”ler, bir ömre mal olur.