Tarih, yalnızca geçmişte yaşanıp bitmiş olaylar silsilesi değildir; aksine, bugün yürüdüğümüz karanlık yolları aydınlatan birer meşaledir. İnsanlığın adalet arayışında, güç ile hakkın amansız mücadelesinde yönümüzü kaybettiğimiz anlarda dönüp bakacağımız köklü rehberlere ihtiyaç duyarız. Tam da bu yüzden, tarihin bağrından süzülüp gelen Selahaddin Eyyubi örneği önümüzde dururken ümitsizliğe düşmek, hem kendimize hem de geleceğimize yapacağımız en büyük haksızlıktır.

Selahaddin Eyyubi örneği, çağımızın en temel zihinsel krizine doğrudan bir cevap niteliğindedir. Dolayısıyla önümüzde Selahaddin gibi bir örneklik varken ümitsiz olamayız.

Selahaddin’i tarihe kazıyan şey sadece bir komutan oluşu veya zaferleri değildi. Onu ölümsüz kılan; Kudüs’ü fethederken sergilediği adalet, merhamet ve gücün karşısına hakkı koyabilme iradesiydi. Dünyanın zulümle, gücün zorbalığıyla şekillendirilmeye çalışıldığı bir çağda, bize adaletin ve masumların yanında durmanın mümkün olduğunu kanıtlayan abidevi bir şahsiyetti.

Bugün Mescid-i Aksa ve Kudüs mahzunsa, masumların gözyaşı dineceği yerde daha da artıyorsa ve "güçlü olan haklıdır" anlayışı küresel bir düzene dönüşmüşse, bu durum bir kabulleniş değil, aksine daha güçlü bir gayretin gerekçesi olmalıdır. Önümüzdeki bu nadide örneğin rehberliğinde yürüyeceğimiz yol; yalnızca Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın hürriyetine kavuşmasıyla sınırlı değildir. Bu yol, masumların ağlamadığı, hakkın güçten üstün tutulduğu, insan onuruna yaraşır daha güzel bir dünyayı hep birlikte inşa etme davasıdır.

Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir meşalenin aydınlığı onu dağıtmaya yeter. Selahaddin Eyyubi’nin mirası, o meşalenin ta kendisidir. Ümitsizliği bir kenara bırakıp adaleti kılavuz edinen her adım, özlenen o adil ve huzurlu geleceği biraz daha yakınlaştıracaktır. Yeter ki o gayreti ve inancı diriltmeye devam edelim.