İçeride seküler Kemalistlerle bazı dindar Kemalistler(!) arasındaki tartışma devam ederken dünyada ilginç gelişmeler yaşanıyor. The Economist’in kapağında da görüldüğü gibi ulus devletlerin tasfiye edilmesi planlanıyor mesela.

Bunun için de küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi ve ardından büyük bir savaşın çıkması gerekiyor. Tüm bunlar tek dünya hükümetinin rejimi sayılacak yeni sosyalizm adına yapılıyor.

Dünya ülkelerini kendi hegemonyası altına almak isteyen Amerika, bu işin başını çekmektedir. O yüzdendir ki rakiplerini mağlup etmek için hemen her yolu denemektedir.

Düşünün, İdlib'deki eski El Kaide komutanı, eski IŞİD emiri, kafasına ödül konulan Şara, Beyaz Saray'da karşılanıyor ve Trump da ona "güçlü lider" diyerek övüyor.

Görüldüğü gibi "teröre karşı savaş" asla teröre karşı bir savaş değildi. Bu, uydurulmuş düşmanlara karşı açılan bir terör savaşıydı. El Kaide, 1980'de Peşaver'de doğan ve Bucca Kampı'nda beslenen bir örgüttü. IŞİD ise bir yan sanayi ürünü olarak doğdu.

Amerika ve İngiltere ise bu profilleri ve karakterleri istedikleri gibi değiştirdi. Kısacası bir zamanların azılı teröristleri birden "ılımlı politikacıya" dönüşüverdi.

11 Eylül tam da bu noktada emperyalist ve Siyonist projenin Batı Asya'da genişlemesi için gerçekleştirildi. Aslında asıl hedef her zaman Çin oldu. Ortadoğu ülkelerinin bağımsız hareket edememesi Amerika’nın Çin hedefi için gerekliydi.

Ne var ki Amerika’nın bu hedefine ulaşması bir hayli zor görünüyor.

Pepe Escobar, bugün yaşanan dengeler için şöyle bir tespitte bulunuyor. İmparatorluk(Amerika) öfkeyle çökerken, Çin ilerlemeye devam ediyor.

“Örneğin Huawei, ASML'nin tekelci teknolojisinden daha ucuz, daha hızlı ve daha basit olan kendi EUV litografi sistemini geliştiriyor. 2026'dan itibaren 3 nanometrelik çiplerin "Çin Malı" olarak üretilmesi planlanıyor.

Artık yabancı tedarikçilere bağımlılık kalmayacak. Pekin yakında tüm ABD yarı iletken endüstrisini ele geçirecek”

Bilindiği gibi Batı, finansallaşma, spekülasyon ve Wall Street ile besleniyor. Çin ise üretim, planlama ve eğitimle besleniyor. Çalışkan ve disiplinli bir nüfus var karşımızda. Son beş yılda 1,4 milyarlık bir ülkede yüzde 5 büyüme gerçekleşti.

Diğer taraftan Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, İbrahim anlaşmalarına katıldığını açıkladıktan sonra Trump için “siz gökten indirilmiş bir lidersiniz” demişti.

Dedi demesine ama hemen ardından Moskova'ya gitti ve Vladimir Putin ile stratejik bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Türkmenistan'ın gazı deseniz Pekin'in kendi inşa ettiği bir boru hattı aracılığıyla yalnızca Çin'e akıyor. ABD ise buradan bir şey alamıyor.

Kısacası Avrasya'nın entegrasyonu ilerliyor. Batı sistemi ise kendi yalanlarına hapsolmuş bir halde sürekli geriliyor.

Hatırlayınız Amerika, Çin mallarına uygulanan gümrük vergilerini %145'e çıkarmıştı. Pekin de kritik hammaddelere ihracat kontrolleriyle misilleme yaptı. Bunun sonucunda Washington, gümrük vergilerini sessizce %47'ye düşürdü.

Bir zamanlar önemli bir anlaşmazlık konusu olan Tayvan meselesi bile, Beyaz Saray gündeminden büyük ölçüde silinmek üzere.

Bakın size daha önemli bir gelişmeden haber vereyim. Çin, Venezuela'nın ekonomik çıktısının yarısından fazlasını oluşturan yaklaşık 60 milyar dolarlık yatırım yaptı ve yaptırımlara rağmen ihracata destek oldu.

Rusya askeri teknoloji ve istihbarat desteği sağladı. İran, Caracas'a birkaç milyon varil ham petrol tedarik etti. Brezilya Topraksız Köylü İşçiler Hareketi (1,5 milyon üye) dayanışma tugayları kurduğunu duyurdu. Meksika ve Kolombiya ABD'nin eylemini kınadı.

Dünyada direniş hattı genişliyor. Bu durumda safını Amerika’dan yana koyanlar oturup bir kez daha düşünmelidir.