Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca bir anı kaydetmez, bir dönemin hikâyesini, bir toplumun hafızasını ve insanlığın vicdanına bırakılmış ağır bir emaneti taşır. İlk bakışta sıradan bir toplantı gibi görünen bu fotoğraf da onlardan biri. Dar bir odada, birbirine yakın oturmuş, önlerinde defterler ve kitaplar bulunan insanlar… Kimi dinliyor, kimi düşünüyor, kimi not alıyor. Ne gösterişli salonlar ne büyük kürsüler ne de protokol sıraları var. Mütevazı bir mekânda kurulmuş bir divan, aynı istikamete yönelmiş insanlar ve ortak bir dava…

Ali Akbaba Yazısının Resmi

Ancak bu fotoğrafın hikâyesi, çekildiği anla sınırlı değil. Fotoğrafın beraberinde paylaşılan bilgiye göre, burada bulunanların tamamı 7 Ekim sonrasında hayatını kaybederek şehit oldu. Böylece bir zamanlar ilim, istişare ve dayanışma için bir araya gelen bu insanların fotoğrafı, bugün Gazze'nin yakın tarihine düşülmüş acı bir kayıt hâline geldi.

Bu kareye bakarken insanın aklına şu soru geliyor: Bir toplumu ayakta tutan nedir? Yalnızca binaları, yolları, kurumları ve ekonomik imkânları mı? Yoksa o topluma yön veren, nesiller yetiştiren, insanları bir arada tutan ve zor zamanlarda sorumluluk üstlenen şahsiyetler mi?

Gazze'nin yaşadığı büyük yıkım, bu soruyu yeniden düşünmemizi gerektiriyor.

Bir divanın temsil ettiği değer

Fotoğraftaki insanların bir araya gelişini yalnızca bir toplantı olarak değerlendirmek eksik kalır. Burası aynı zamanda bir istişare halkası, bir ilim meclisi ve toplumsal sorumluluğun paylaşıldığı bir divan olarak okunabilir.

İslam medeniyetinde âlimler, yalnızca dinî bilgi aktaran kişiler değildir. Onlar aynı zamanda toplumun ahlaki hafızasını koruyan, insanlar arasındaki anlaşmazlıklarda yol gösteren, dayanışmayı güçlendiren ve adalet duygusunu canlı tutan şahsiyetlerdir. Peygamberlerin mirasından söz edilmesinin anlamı da burada ortaya çıkar: Bu miras, makam ve servet değil; ilim, ahlak, sorumluluk ve hakikati savunma yükümlülüğüdür.

Bir âlimin değeri, yalnızca bildikleriyle değil, bildiklerini hayatına nasıl yansıttığıyla ölçülür. İnsanların zor zamanlarında nerede durduğu, mazlumun yanında nasıl bir sorumluluk üstlendiği ve topluma nasıl bir örneklik sunduğu da bu mirasın parçalarıdır.

Fotoğraftaki mütevazı ortam, bu açıdan dikkat çekicidir. İnsanlar aynı zeminde, birbirine yakın oturuyor. Aralarında makamların ve unvanların belirgin olduğu bir hiyerarşiden çok, ortak bir meclisin görüntüsü var. Belki de bu fotoğrafın en güçlü tarafı budur: Büyük sözlerin değil, birlikte yaşanan bir hayatın izlerini taşıması.

Gazze'nin kaybettiği yalnızca insanlar değil

7 Ekim sonrasında Gazze'de yaşananlar, çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine ve toplumun temel yaşam alanlarının ağır biçimde tahrip edilmesine yol açtı. Ancak savaşın insani bilançosunu yalnızca can kayıpları ve yıkılan binalar üzerinden okumak, kaybın gerçek boyutunu anlamaya yetmez.

Bir toplumun öğretmenini, âlimini, kanaat önderini, doktorunu, yazarını ve yetişmiş insan kaynağını kaybetmesi, geleceğini de etkileyen bir sonuç doğurur. Çünkü bu insanlar yalnızca kendi ailelerinin değil, çevrelerindeki yüzlerce, bazen binlerce insanın hayatına dokunurlar.

Bir âlimin yetiştirdiği öğrenciler, verdiği dersler, barıştırdığı insanlar, kurduğu ilişkiler ve topluma aktardığı değerler, onun biyolojik ömrünün ötesinde yaşamaya devam eder. Dolayısıyla bir toplumun yetişmiş insanlarının kaybı, yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir.

Bu fotoğraftaki insanların her birinin ayrı bir hayat hikâyesi, ailesi, öğrencileri, dostları ve yarım kalan işleri vardı. Bugün onların isimlerini tek tek bilmesek bile, geride bıraktıkları boşluğun büyüklüğünü düşünmek mümkündür.

Bir odada bir araya gelen bu insanlar artık aynı divanda oturamayacak. Birbirlerinin sözünü kesemeyecek, bir mesele üzerinde tartışamayacak, yeni bir karar için istişare edemeyecekler. Fakat fotoğraf, o meclisin varlığını ve orada bulunan insanların ortak hatırasını gelecek nesillere taşıyacak.

Şehadet, hayatın bıraktığı izlerle de hatırlanır

Şehitlik, İslam inancında yüksek bir manevi anlam taşır. Ancak bu kavramı yalnızca ölüm anına indirgememek gerekir. Bir insanın nasıl yaşadığı, hangi değerleri savunduğu, geride nasıl bir iz bıraktığı da hatırasının önemli parçalarıdır.

Bu nedenle fotoğraftaki insanları anarken onları yalnızca savaşın kurbanları olarak değil, hayatları, emekleri ve toplumsal sorumluluklarıyla değerlendirmek gerekir.

Onların kaybı, geride kalanlara ağır bir sorumluluk da yüklüyor: İlim meclislerini yaşatmak, çocukların eğitimini sürdürmek, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, adaleti savunmak ve insan hayatının değerini korumak.

Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca kaybettiği insanları anmakla değil, onların temsil ettiği değerleri yaşatmakla inşa edilir.

Gazze'nin ihtiyacı olan şey, yalnızca yıkılmış binaların yeniden yapılması değildir. Okulların, üniversitelerin, hastanelerin ve ibadethanelerin yeniden inşası kadar, toplumsal güvenin, ilmin, ahlakın ve ortak yaşam iradesinin de yeniden kurulması gerekir. Fiziksel yıkımın yaraları zamanla sarılabilir; ancak yetişmiş insan kaynağının kaybı, nesiller boyunca hissedilebilir.

Bir fotoğrafın gelecek nesillere bıraktığı emanet

Bugün bu fotoğrafa bakan bir çocuk, belki de oradaki insanlardan hiçbirini tanımıyor. İsimlerini, görevlerini, hangi çalışmaları yürüttüklerini bilmiyor. Fakat bir gün bu fotoğrafın hikâyesini öğrendiğinde, Gazze'de yalnızca insanların değil, birikimlerin, hatıraların ve hayatların da kaybedildiğini anlayacak.

Bilginin ahlakla, inancın sorumlulukla, kardeşliğin fedakârlıkla buluştuğu bir toplumsal hayat özlemi.

Bu fotoğrafın önünde uzun uzun düşünmek gerekiyor. Çünkü burada yalnızca geçmişe ait bir toplantı görmüyoruz. Aynı zamanda geleceğe bırakılmış bir soruyla karşı karşıyayız: Bu insanların ardından hangi değerleri yaşatacağız?

Gazze'nin şehitlerini anmak, onların ölümünü romantikleştirmek veya savaşı yüceltmek değildir. Aksine, insan hayatının kutsallığını hatırlamak, sivillerin korunmasını savunmak, adaleti ve barışı talep etmek ve yaşanan acıların bir daha tekrarlanmaması için sorumluluk üstlenmektir.

Bir zamanlar dar bir odada bir araya gelen bu insanlar artık aramızda değil. Fakat fotoğraf, onların birlikte geçirdiği bir zamana tanıklık ediyor. Belki de en büyük emanetleri budur: Bir arada durabilmek, ilimle yaşamak, topluma hizmet etmek ve insan olmanın sorumluluğunu taşımak.

Bir fotoğraf bazen binlerce kelimeden daha fazlasını anlatır. Bu fotoğraf ise bize yalnızca kimleri kaybettiğimizi değil, kaybettiklerimizin ardından neyi korumamız gerektiğini de hatırlatıyor.

Gazze'nin hafızasında bu divanın yeri, artık yalnızca bir toplantının hatırası değil; yarım kalan hayatların, kaybedilen ilim insanlarının ve gelecek nesillere bırakılan ağır bir emanetin simgesi olacaktır.