“Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler.”
(Bakara, 2/11)
Kur’an, insanlık tarihinin en büyük yalancılarından birini böyle tarif eder: Bozgunculuğu ıslah diye pazarlayanlar. Bugün bu ayeti okuduğumuzda gözümüzün önüne kimin geldiğini sormaya gerek var mı? Bombayı demokrasi diye atan, işgali özgürlük diye sunan, soykırımı güvenlik diye meşrulaştıran bir düzen… Adı konmamış bir zulüm değil bu; adı var: ABD emperyalizmi ve onun gölgesinde palazlanan Siyonist ideoloji.
ABD, girdiği her coğrafyada aynı masalı anlatır: “Barış getireceğiz.” Ardından şehirler enkaza döner, milyonlar yerinden edilir, toplumların hafızası yakılır. Vietnam’dan Irak’a, Afganistan’dan Latin Amerika’ya kadar değişmeyen bir senaryo bu. Islah dedikleri şey; petrol kuyularının başına dikilen askeri üsler, doların gölgesinde kurulan kukla yönetimler ve suskunluğa mahkûm edilen halklardır. Düzen dedikleri ise mezarlık sessizliğidir.
Siyonizm de aynı dili konuşur. İşgali “vaat edilmiş toprak”, katliamı “meşru müdafaa”, çocukların parçalanmış bedenlerini “yan hasar” diye sunar. Gazze’de yıkılan her ev, öldürülen her masum, bu yalanın canlı kanıtıdır. Bir halkı açık hava hapishanesine mahkûm edip sonra “kendimizi savunuyoruz” demek; ayetin ifadesiyle bozgunculuğun en çıplak hâlidir. Islah değil, istismar; güvenlik değil, sistematik şiddettir.
Daha acısı şudur: Bu yalan yalnızca bombalarla değil, kelimelerle de sürdürülür. Medya manşetleriyle, diplomatik bildirilerle, suskunluk anlaşmalarıyla… Zulüm, kibar cümlelerle örtülür. Hakikati haykıranlar “radikal”, mazlumun yanında duranlar “tehdit” ilan edilir. Böylece bozgunculuk, uluslararası hukuk kılığında dolaşıma sokulur.
Kur’an’ın uyarısı nettir: “Dikkat edin! Asıl bozguncular onlardır; fakat farkında değiller.” (Bakara, 2/12) Farkında olmamak mı, yoksa farkında olup inkâr etmek mi? Her iki durumda da sonuç değişmez: Yeryüzünün dengesi bozulur, adalet yaralanır, insanlık kaybeder.
Bu ayet bize bir pusula verir. Islah, güçlünün çıkarını korumak değildir; mazlumun hakkını teslim etmektir. Islah, sınırları kanla çizmek değil; onuru hukukla güvence altına almaktır. Islah, bombayla değil, adaletle olur.
Bugün “Biz yalnızca ıslah edenleriz” diyenlere düşen bir soru var: Yeryüzü neden bu kadar kanıyor? Cevabı biliyoruz. Çünkü bozguncular, en büyük yalanı söyleyerek işe başlarlar: Kendilerine masum bir isim takarak.
Ve bize düşen de şudur: Bu yalana teslim olmamak. Adını doğru koymak. Zira hakikat, sustukça değil; söylendikçe güçlenir.