Milli eğitim bakanlığı, sürdürülebilir kalkınma hedefleri bağlamında UNICEF ile işbirliği içerisinde iklim değişikliğine dirençli bir toplum oluşturmak için özellikle okul öncesi, ilk ve ortaokul öğrencileri için yeni programlar ve modeller geliştiriyor mu?

Milli eğitim bakanlığı, sürdürülebilir kalkınma hedefleri bağlamında UNICEF ile işbirliği içerisinde iklim değişikliğine dirençli bir toplum oluşturmak için özellikle okul öncesi, ilk ve ortaokul öğrencileri için yeni programlar ve modeller geliştiriyor mu?

Eminim başlamışlardır. Çünkü bunu yapmaları gerekiyor.

Zira BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı’na yani COP29 seneye Azerbaycan’da yapılacak. Buradaki gündemlerden birisi de yeşil okul ve yeşil müfredat olacak.

Burayı takip edenler bu konu hakkında bilgi verdiğimi hatırlayacaklardır.

Anlayacağınız önümüzdeki yıllarda okullar, öğrencileri iklim krizine duyarlı birer dünya vatandaşı yetiştirme misyonu üstlenecek.

Genellikle torpille iş başına getirilen okul müdürlerinden birikimsiz, cahil ve duyarsız olanların bu konuda nasıl gayret sarf edeceğini varın siz hesap edin.

Kaldı ki UNICEF ile işbirliği içerisinde yürütülecek bir programdan bahsediyoruz. Bayılırlar böyle işleri!

Eminim daha şimdiden birçok il, ilçe müdürlükleri iklim değişikliğine duyarlı ve dirençli, karbon ayak izi bırakmayacak türden yeşil dünyaya uyumlu öğrenciler yetiştirmek için çalışmalarını başlatmıştır.

Yeter ki WEF istesin!

Malumunuz, WEF’in küresel ölçekli yeni müfredatı 110 ülkede uygulanmaya başlanmıştı. WEF’in “eğitimin geleceği” için gerekli gördüğü beceriler ise; “yaşam boyu öğrenme” ile sosyal ve duygusal öğrenme becerileridir. Namıdiğer 21. Yüzyıl becerileri…

Amaç, bireyin zihnini yeni dünya düzenine göre eğitmek ve ele geçirmek, böylece veri toplayan bir dizi teknolojiye ve akıllı cihaza bağlanarak sistemin yaşam boyu itaatkâr bir kölesi haline getirmektir.

Ve elbette herkesi tek düşünceli, tek inançlı bir sisteme hazırlamak.

Bu bakımdan WEF, bu sistemi geliştirmek için hayat boyu öğrenme yolculuğunda(!) bilhassa okul öncesi dönemden yetişkinliğe kadar tüm nüfusa sistematik olarak verilecek olan itaat eğitiminin psikolojik gündemiyle ilgili 9 bölümlük bir seri yayınlamıştı.

Kuşkusuz bunu iklim değişikliği adı altında yapmayı planlıyor. Bu yüzden UNICEF’i devreye sokarak okullar üzerinden kendi düzenine uygun yeni tip vatandaşlar üretmeyi planlıyor.

PISA Direktörü Andreas Schleicher’in 2017 yılında verdiği bir röportaja denk gelmiştim. Burada, "Türkiye bilgiyi pratiğe geçirmeyi öğrenmeli, öğrettikleriniz artık gereksiz; ezberde iyi, yaratıcılıkta kötüsünüz" diyordu.

İlaveten, "Türkiye'de öğrenciler formül ve denklemleri biliyorlar ama bunların nasıl işe yarayacağı, yaşamlarıyla nasıl bağlantılı olabilecekleri üzerine fikir yürütemiyorlar.

Her okulun iyi kalitede olması gerekir. Eğer yoksul bir aileden geliyorsanız, hayatta tek bir şansınız var o da iyi bir okula gidebilmek. İkinci bir şansınız olmayacak. Bu yüzden de eve en yakın okulun, en iyi okul olmasını sağlamak gerekiyor" türünden PISA tavsiyeleri veriyordu.

Allah var tespitleri doğru. Çünkü Türkiye’de okullar çocukların akıl yürütme melekelerini, analiz kabiliyetlerini ciddi anlamda köreltiyor.

Torpilli, liyakatsiz kul idarecilerine emanet edilen okullarda kalite her geçen gün düşüyor. Öğretmenlerin şevki kırılıyor ve PISA’da seviyemiz yükselsin denilerek çocuklara ekstra bir sorumluluk yükleniyor.

Öğretmenleri ve öğrencileri birer fabrika işçilerine dönüştüren bu sistemi müfredatı değiştirmek suretiyle yenilemek istiyoruz.

Kısacası eğitimde profesyonelliği hedefliyoruz.

Ne var ki Türkiye'de bu tür değişiklikler kâğıt üzerindekiyle hayata geçen uygulamalar farklı oluyor. Yani “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur“ misali.

Yazımın başında da ifade etmeye çalıştığım gibi BM’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri için harcadığımız enerjiyi buraya ait, özgün, yerli, kaliteli bir eğitim sistemi ve felsefesi için harcamış olsak ve bu konuda işinin ehli insanlarla çalışsak eminim bir yol alırdık.

Bu yüzden önce eğitimde bağımsız olmalıyız.