Enfal Suresi 60. ayet.
"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah’ın bildiği diğer kimseleri korkutasınız."
Bu ayet, sadece indiği döneme hitap eden tarihi bir emir değildir. Aksine, çağlar üstü bir strateji ilkesidir. Bugün de yarın da değişmeyen bir gerçeği hatırlatır. Haklı olmak tek başına yeterli değildir. Haklılığın korunması, ancak güçle, hazırlıkla ve caydırıcılıkla mümkündür.
Enfal 60, bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için sadece iyi niyetli olmasının yetmeyeceğini açıkça ortaya koyar. Güç üretmeyen, hazırlık yapmayan ve caydırıcılık oluşturmayan toplumlar, haklı olsalar bile tarih sahnesinde savrulmaya mahkumdur.
Dönemin "besili atları" o günün en ileri savaş gücünü temsil ediyordu. Bu bir detay değil, doğrudan bir strateji tarifidir. Ayet, "en iyisini hazırlayın" demektedir. Bugün bu ifade İHA, SİHA, savaş uçakları, uçak gemileri, nükleer silahlar, füze sistemleri, siber güvenlik altyapıları ve uzay teknolojileri anlamına gelir. Değişen araçlardır, değişmeyen ise ilkenin kendisidir. Hazırlıklı ol, güçlü ol ve caydırıcı ol.
Bugün bizler Müslümanlar olarak bu ilkenin ihmalinin sonuçlarını yaşıyoruz. Yeryüzünde birçok coğrafyada haklı olmamıza rağmen, topraklarımızın işgal altında olması ya da sürekli saldırıya maruz kalması tesadüf değildir. Bu tablo, uzun yıllar boyunca Enfal 60’ın gereğinin yerine getirilmemesinin bir sonucudur.
Savunma sadece asker sayısından ya da silah miktarından ibaret değildir. Asıl mesele stratejik akıl, teknolojik üretim, eğitimli insan gücü ve bağımsız karar alma kapasitesidir. Savunma sanayisi dediğimiz şey, aslında bir milletin kendi kaderini tayin etme iradesidir.
Bugün bazı ülkelerin yaşadığı tecrübeler bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Yıllarca güvenliklerini dış güçlere emanet eden, milyarlarca doları teknoloji satın almaya harcayan ülkeler, kriz anlarında bunun gerçek bir güvenlik sağlamadığını gördü. Para vererek alınan güvenlik, ilk fırtınada dağılan bir yanılsamadan ibarettir.
Gerçek güvenlik, üretmekle olur. Gerçek caydırıcılık, bağımsız kapasiteyle sağlanır.
Artık şu gerçek çok net. Düşmanın elinde hangi imkân ve teknoloji varsa, daha gelişmişine sahip olma iradesi ortaya konulmadan caydırıcılık sağlanamaz. Bu sadece bir askeri zorunluluk değil, aynı zamanda stratejik bir mecburiyettir.
Bu yaklaşım, yalnızca savunma refleksiyle sınırlı da değildir. Bizler için mesele sadece kendimizi korumak değildir. Aynı zamanda yeryüzünde adaleti, hakkı hakim kılmak ve mazlum coğrafyalara sahip çıkabilmektir. Güçsüz bir merhamet, etkisiz bir temenniden öteye geçemez.
Bugün Gazze’de yaşananlar, bu gerçeğin en acı örneklerinden biridir. Haklılık ortadadır, zulüm açıktır fakat sahada caydırıcı bir güç olmadığı sürece bu haklılık korunamamaktadır. Şehitler, yıkımlar ve insani felaketler, bize sadece duygusal değil stratejik bir ders de vermektedir.
Uluslararası sistemde ahlaki üstünlük tek başına sonuç üretmez. Sahadaki güç, dengeleri belirler. Bu sert gerçeklik görmezden gelinerek bir gelecek inşa edilemez.
Öte yandan, uzun yıllar ambargolar altında kalan İran, tüm baskılara rağmen kendi imkânlarıyla savunma kapasitesini inşa etme konusunda dikkat çekici bir direnç ortaya koymuştur. Dışa bağımlı kalmadan, sınırlı imkânlarla geliştirdiği sistemler ve oluşturduğu caydırıcılık, stratejik iradenin ne anlama geldiğini göstermektedir. Bu direniş, sadece askeri bir başarı değil aynı zamanda Enfal 60’ın ruhunu anlayıp gereğini yerine getirme çabasının somut bir örneğidir.
Kendi teknolojisini üreten, kendi sistemlerini geliştiren ve dışa bağımlılığını azaltan ülkeler, çok daha zor şartlarda bile ayakta kalabilmektedir. Bu da bize şunu gösterir. Enfal 60 sadece bir nasihat değil, uygulanmadığında bedeli ağır olan bir emirdir.
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlar bu açıdan kritik bir dönüşümü ifade ediyor. Yerli ve milli üretim anlayışı, sadece askeri bir tercih değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik bir bağımsızlık hamlesidir.
İnsansız hava araçları, yerli savaş uçağı projeleri, füze sistemleri ve modern dünyanın "besili atlarıdır". Her biri, sadece birer teknoloji ürünü değil, aynı zamanda bir irade beyanıdır.
Savunma sanayisi geliştikçe, bir ülkenin diplomatik gücü de artar. Masada güçlü olmak için sahada güçlü olmak gerekir. Bu, uluslararası ilişkilerin değişmeyen kuralıdır.
Bizler Müslümanlar olarak artık şu gerçeği net bir şekilde kavramak zorundayız. Haklı olmak yeterli değildir. Haklılığın korunması için güç gerekir. Güç için üretim gerekir. Üretim için ise vizyon, irade ve kararlılık gerekir.
Enfal 60’ın bize yüklediği sorumluluk tam olarak budur. Hazırlık yapmak, güç üretmek ve caydırıcı olmak.
Bu sadece bugünün meselesi değil, aynı zamanda gelecek nesillerin güvenliğinin de teminatıdır. Eğer biz bugün hazırlık yapmazsak, yarın daha ağır bedeller ödemek zorunda kalırız.
Sonuç, savunma sanayisi bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bağımsızlığın, güvenliğin ve hatta adaletin teminatıdır.
Enfal 60’ın çağlar öncesinden gelen çağrısı.
Hazırlıklı ol.
Güçlü ol.
Caydırıcı ol.
Haklılık, ancak güçle korunduğunda anlam kazanır.