Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre (Cato Enstitüsü) Amerikalıların üçte birinden fazlası (%37) kapitalizmden daha çok sosyalizme olumlu bakıyor. Dünyanın en kapitalist toplumunda böyle bir sonucun çıkması düşündürücü.

Komünizme olumlu bakan Z kuşağının %38'i, hâlâ kapitalizmi destekleyen %45’lik kesimden sadece yedi puan geride.

Ancak, bu kuşakta komünizme olumlu bakan gençlerin sayısı, ona karşı çıkanlardan daha fazla. Yani sosyalist destekçilerin yüzdesi ile kapitalist destekçilerin yüzdesi karşılaştırıldığında, sosyalizm %53'e karşı %45 ile önde.

Farklı ülkelerde benzer bir araştırma yapıldı mı bilmiyorum ancak insanlar mevcut dünya düzeninden rahatsız. Rahatsız olmaları için de ne gerekiyorsa yapılıyor.

WEF Başkanı Klaus Schwab, “Pandemi krizi, neoliberalizmin miadının doldurğunu göstermişti” diyordu o dönem.

O bakımdan Covid süreci tam anlamıyla bir bıktırma ve mevcut düzenden nefret ettirme süreciydi. Gereksiz yere insanların evlerine hapsedilmesi, aşılama ve aşı kartları, sıkıyönetim, kaos, korku ve panik ortamı…

İnsanları birbirinden soğutmak için ne gerekiyorsa bir plan dâhilinde yapıldı. En önemlisi de perde arkasında korkunç bir servet paylaşımı gerçekleşti.

Bu para transferi gerçekleşirken dünyanın en kapitalist elitleri, kapitalizm eleştirisi yaparak sosyalizm propagandası da yaptı!

Sonra insanlar iklim krizi adı altında başka bir yıldırma operasyonuna maruz bırakıldı. Bu hala devam ediyor.

Karbon düşmanlaştırıldı ve insanların başına ne geliyorsa iklim krizi yüzünden geldiğine dair yoğun bir algı çalışması yapıldı. Öyle ki ülkemizde de görüldüğü gibi birçok ülke, meclislerinden “iklim kanununu” geçirdi.

Dünyanın hatırı sayılır 1500 bilim adamı, “Küresel ısınmanın kasırga, sel, kuraklık ve benzeri doğal afetleri şiddetlendirdiğine ya da daha sık hale getirdiğine dair istatistiksel ve bilimsel bir kanıt bulunmuyor” demesine rağmen bu korku hala pompalanıyor.

Sadece bu kadar da değil.

Geçenlerde Gates, NBC'ye verdiği demeçte, yapay zekânın "bir milyar insanın ölüme" yol açabilecek bazı olayları tetikleyeceğini söylemiş.

Gates, yapay zekânın nihayetinde insanlığı yok edebileceği bir senaryoyu bile akla yatkın buluyor. Ona göre kötü niyetli insanlar çoğunlukta!

Sonra toplumların her geçen gün yozlaştırılması da bir plan dahilinde ilerliyor. Medya, televizyon dizileri, sosyal medya ve algoritmalar marifetiyle insan kimliği değersizleştiriliyor.

Okul saldırılarından tutunuz, çocuk yaşta suça bulaşanlar ve toplumda şiddettin ger geçen gün artması gibi nedenler de, genel anlamda insanların psikolojisini bozmaya ve umutsuzluğa itmeye yetiyor.

Aile değerlerinin bilhassa medya aracılığıyla manipüle edilmesi ve bu önemli kurumun sarsılması, eşcinsel ilişkilerin normal karşılanması ve inançların zayıflaması…

Buna ekonomik krizin de eşlik etmesiyle toplumlarda tam bir kaos ve kargaşa hakim oluyor. Dahası bunların üstesinden gelmesi beklenen siyaset kurumuna olan güven de her geçen gün zayıflıyor.

Ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır.

İnsanlar, umutsuz, zayıf, ahlaki krizin eşiğinde ve sürekli korku içerisinde bir hayat yaşamak mecburiyetindeler. İşte istenen tam da budur.

İnsanlar dünyanın çekilmez bir yer haline geldiğini düşünerek bundan sonra kurulacak yeni dünya rejimine gönülden destek verecekler. Çünkü “bundan daha kötüsü olamaz” diyecekler.

Kurulacak bu düzenin adı da “Yeni Sosyalizm” olacak. Bunun üzerinde biraz düşünelim.