“Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!”
(Nisa Suresi, 41. ayet)
Bu ayet, insanın iliklerine kadar işleyen bir hakikati haber verir: Şahitlik günü. O gün sadece ameller tartılmayacak, aynı zamanda hayatlarımız okunacak. Ve en sarsıcı olan şudur: Hz. Peygamber, ümmetine şahit olarak huzura getirilecektir. Yani o gün, Resulullah ya lehimize ya da aleyhimize konuşacaktır.
Bu ayet nazil olduğunda Hz. Peygamber’in ağladığı rivayet edilir. Çünkü o, şahitliğin ne anlama geldiğini herkesten iyi biliyordu. Şahitlik; “Ben söyledim, ben uyardım, ben doğru yolu gösterdim; peki siz ne yaptınız?” demektir. Bu, sevgi dolu bir peygamberin ümmetiyle yüzleşmesidir.
Kur’an başka bir ayette ümmete de sorumluluk yükler:
“Sizi insanlar üzerine şahitler olasınız diye orta bir ümmet kıldık.”
(Bakara Suresi, 143. ayet)
Demek ki şahitlik sadece peygamberlere ait değildir. Ümmet de şahitlik eder. Hakka şahitlik eder, adalete şahitlik eder, zulme karşı duruşuyla şahitlik eder. Ya da susarak… Evet, susmak da bir şahitliktir. Ama bu, çoğu zaman insanın kendi aleyhine yazılan bir şahitliktir.
Hz. Peygamber şöyle buyurur:
“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.”
Sahabe sorar: “Mazluma yardım tamam da zalime nasıl yardım edilir?”
Cevap nettir: “Onu zulmünden alıkoyarak.”
(Buhari)
Bugün bu hadisin neresindeyiz?
Zulmün açıkça işlendiği, masumların öldürüldüğü, şehirlerin yerle bir edildiği bir dünyada; sessiz kalmak hangi tarafın şahitliğidir?
Kur’an uyarır:
“Zalimlere en küçük bir meyliniz olmasın; yoksa size ateş dokunur.”
(Hud Suresi, 113. ayet)
Meyil sadece zulmü alkışlamak değildir.
Meyil; görüp susmaktır.
Meyil; konforu bozulmasın diye gerçeği ertelemektir.
Meyil; “Beni ilgilendirmiyor” diyebilmektir.
O gün geldiğinde mazeretler konuşamayacak. Çünkü Kur’an şöyle haber verir:
“O gün ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.”
(Yasin Suresi, 65. ayet)
Eller konuşacak; attığımız imzalarla, paylaştığımız ya da paylaşmadığımız sözlerle.
Ayaklar konuşacak; gitmediğimiz mazlum kapılarıyla.
Gözler konuşacak; çevirdiğimiz bakışlarla.
Kalpler konuşacak; alıştığımız duyarsızlıkla.
Ve işte o anda Hz. Peygamber şahitlik edecektir.
Bir hadiste bildirildiği üzere, o gün bazıları için şöyle diyecektir:
“Rabbim, bunlar benim ümmetimdi…”
Ama ardından şu cevap gelecektir:
“Sen bilmiyorsun; senden sonra neler yaptılar.”
(Buhari)
İnsanı titreten de budur.
Onun ümmeti olmak yetmez; onun yolunda olmak gerekir.
Bu yüzden bu ayet sadece bir ahiret sahnesi değildir; bugüne tutulmuş bir aynadır.
Henüz vakit varken…
Henüz sözün, duruşun, duanın anlamı varken…
Henüz defter kapanmamışken…
Kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
“Hz. Peygamber, bize şahit tutulduğunda; bu şahitlik lehimize mi olacak, aleyhimize mi?”
Çünkü o gün, suskunların söyleyecek bir sözü olmayacak.