Bugün İtalya Konsolosluğu'na giderken, İtalyan Lisesi önünden geçiyordum. Kapının önünde bir grup öğretmen, ellerinde dövizler, yağmura aldırmadan bekliyordu. Merak ettim, durdum. Sordum. Bana anlattıkları, sadece bir maaş meselesinin değil, çok daha karmaşık bir eğitim ikliminin, beklentilerin ve gerçeklerin çarpıştığı bir mücadelenin hikayesiydi.

12 gündür grevdeydiler. Türkiye eğitim tarihinin en uzun öğretmen grevi bu. 1969'daki TÖS grevinden bu yana ilk kez bir okuldaki öğretmenler, haklarını aramak için sınıflarından çıkmış, kapıda nöbet tutuyordu. Ve bunu da bir yabancı okulda, özel İtalyan Lisesi'nde yapıyorlardı. Bu yazıda aktardığım bilgiler, grevdeki öğretmenlerle yaptığım görüşmeye dayanıyor. Okul yönetiminin görüşlerini de almak için çaba gösterdim ancak henüz bir yanıt alamadım. Dolayısıyla burada anlatılanlar, öğretmenlerin perspektifini yansıtıyor.

Bu okuldaki Türk öğretmenler ile İtalyan öğretmenler arasındaki maaş farkının altı katolduğu iddia ediliyor. Öğretmenlere göre, Türk öğretmenler ayda 60 bin lira alırken, İtalyan meslektaşları 350-400 bin lira maaş alıyor. Bu rakamları doğrudan okul yönetiminden teyit edemedik, ancak benzer yabancı okullardaki yapılanmalara bakıldığında, yurt dışından gelen öğretmenlerin yerli meslektaşlarından çok daha yüksek maaş aldığı bilinen bir durum.

Ama sorun sadece rakamlarla sınırlı değil. Öğretmenler, çalışma koşullarında da eşitsizlikler olduğunu ifade ediyor: Türk öğretmenlerin nöbet tutarken İtalyan meslektaşlarının tutmadığını, ders doldurma karşılığında Türk öğretmenlere ek ücret ödenmezken İtalyan öğretmenlere ödendiğini söylüyorlar. Müfredat belirleme ve ders programı düzenleme gibi konularda İtalyan öğretmenlerin daha fazla söz sahibi olduğu, akademik takvimin İtalyan öğretmenlerin tatil planlarına göre şekillendiği iddia ediliyor. Öğretmenler ayrıca, yurt dışı gezilerinde İtalyan öğrencilere öncelik tanındığını belirtiyor. Okulda 30 İtalyan, 420 Türköğrenci bulunuyor.

Öğretmenler, beş yıl önce yeni müdürün göreve başlamasıyla birlikte durumun değiştiğini anlatıyor. Bu dönemden sonra maaş artışlarının durduğunu, iletişimin koptuğunu ifade ediyorlar. Ancak her hikayenin iki tarafı vardır ve okul yönetiminin bu iddialara yanıtını almadan kesin yargılara varmak doğru olmaz.

Bu öğretmenler sendikalaşmış, toplu sözleşme yapmaya çalışmış, her yasal yolu denemiş. Okul yönetimi ise sürekli oyun oynamış: ilk çoğunluk tespitine itiraz etmiş, grev oylamasını engellemeye çalışmış, sonunda mahkeme kararıyla grev hakkı tescillenince de içerideki öğretmenlere baskı yapmaya başlamış.

Grevdeki öğretmenler bana şunu söyledi: "Biz köle değiliz. Türkiye'nin onurlu öğretmenleriyiz. Buraya seçilerek girdik, davet alarak girdik." Ve eklediler: "Biz İtalyan öğretmenlerin maaşını istemiyoruz. Onlar başka bir ülkeden geliyor, yüksek maaş almaları normal. Bizim talebimiz, Türkiye'deki diğer yabancı okullarda çalışan meslektaşlarımızın aldığı 150-200 bin lira bandındaki maaşlar. Alman, Fransız, İngiliz okullarındaki Türk öğretmenler bu seviyede kazanıyor. Biz de aynı nitelikte, aynı şartlarda çalışıyoruz. İstediğimiz, emsal ücret."

Öğretmenler sınıflarından çıkmak istemiyor. Öğrencilerine en iyi dersi vermek istiyor: onurlu olma, mücadeleci olma, baskıdan yılmama dersi. Ve bunu da 12 gündür, soğukta, yağmurda, kapıda bekleyerek yapıyorlar.

Bu noktada şunu da eklemek gerek: Türkiye'deki özel okulların mali gerçekleri göz ardı edilemez. Kamu okullarındaki öğretmenlerin maaşı 40-50 bin lira seviyelerinde. Özel okullarda çalışan birçok öğretmen de benzer ya da biraz daha yüksek ücretler alıyor. Bu bağlamda bakıldığında, İtalyan Lisesi'nin sunduğu 60 bin lira, piyasa ortalamasının üzerinde bile görünebilir.

Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Özel İtalyan Lisesi bir yabancı okul. Ve Türkiye'deki diğer yabancı okullarda - Alman, Fransız, İngiliz okullarında - Türk öğretmenler 150-240 bin lira bandında maaş alıyor. İtalyan Lisesi'ndeki öğretmenlerin talebi, piyasadaki tüm öğretmenlerin maaşını altüst etmek değil. Kendi kategorilerindeki, benzer nitelikte okullardaki meslektaşlarıyla aynı seviyeye gelmek.

Bu öğretmenlerin çoğu yüksek lisans, doktora yapmış, kendi alanında uzman, özenle seçilmiş insanlar. Yetiştirdikleri öğrenciler Türkiye'nin en iyi üniversitelerine giriyor. Okulun başarısı, bu öğretmenlerin kalitesiyle doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla talepleri, ne haksız ne de aşırı.

Öte yandan, okul yönetiminin de karşı karşıya olduğu zorlukları görmek gerekir. İtalyan öğretmenlerin maaşları, İtalya'daki standartlara ve uluslararası sözleşmelere göre belirleniyor. Yabancı ülkelerden gelen eğitimcilere daha yüksek ücret ödenmesi, global eğitim sektöründe yaygın bir uygulama. Ayrıca okulun İtalya ile olan kurumsal bağları, bütçe yapısı, vergi düzenlemeleri gibi karmaşık mali gerçeklikler var. Bu yüzden tek taraflı bir değerlendirme adil olmaz.

Ancak burada kritik soru şu: Aynı işi yapan, aynı sorumluluğu taşıyan iki öğretmen grubunun arasındaki farkın bu denli büyük olması gerekli mi? Türk öğretmenlerin talebi, İtalyan meslektaşlarıyla eşit maaş değil. Kendi ülkelerindeki, benzer nitelikteki diğer yabancı okullarda çalışan Türk öğretmenlerle eşit seviyeye gelmek. Bu, makul bir beklenti gibi görünüyor.

Grevdeki öğretmenlere en büyük destek, kendi öğrencilerinden ve velilerden geliyor. Öğrenciler alkışlarla, kalp şekilleri yaparak öğretmenlerini uğurlamış. Veliler de bu adaletsizliğe karşı öğretmenlerin yanında durmuş. Çünkü herkes biliyor ki bu okulun kalitesi, bu öğretmenlerin emeğiyle ayakta duruyor.

Öğretmenler, okul yönetiminin müzakere sürecinde yeterince masaya oturmadığını, çözüm odaklı yaklaşmadığını düşünüyor. Ancak bu tür ihtilafların her iki tarafın da görüşüldüğünde daha net anlaşılabileceği açık. Karmaşık mali yapılar, uluslararası protokoller ve kurumsal kısıtlamalar, dışarıdan göründüğü kadar basit olmayabilir.

Bir çözüm mümkün mü?

Konsolosluk yolunda tesadüfen tanık olduğum bu grev, bana çok şey düşündürdü. Türkiye'de eğitim denince akla hep müfredat, sınav sistemi gelir. Ama işin özü, öğretmene verilen değerde gizli. Ve bu değer, sadece maddi değil; aynı zamanda manevi, kurumsal bir değer.

Elbette her tarafın haklılık payı var. Okul yönetimi, mali sürdürülebilirlik, İtalya ile olan protokoller, uluslararası standartlar gibi unsurlarla karşı karşıya. Türk öğretmenler ise emsal ücret, adil çalışma koşulları ve onurlu bir yaşam talep ediyor. İki tarafın da masaya oturup, karşılıklı anlayışla bir çözüm bulması mümkün olmalı.

Belki okulun bütçesi İtalyan öğretmenlerle aynı maaşı vermeye yetmiyor. Kabul. Ama Türkiye'deki diğer yabancı okullardaki Türk öğretmenlerle eşdeğer bir ücret sunmak, hem adaleti sağlar hem de öğretmenlerin motivasyonunu korur. Hem okulu ayakta tutar hem de öğretmenlerin hakkını verir.

12 gündür kapıda bekleyen bu öğretmenler, aşırı talepler öne sürmüyor. "Emsal ücret"diyorlar. "Kendi branşımızdaki diğer okullardaki arkadaşlarımızın aldığı maaş"diyorlar. Bu, makul bir talep. Ve çözümü de zor değil aslında: İyi niyetli bir müzakere, gerçekçi bir bütçe planlaması ve karşılıklı saygı.

Bu grev, sadece İtalyan Lisesi'ndeki öğretmenlerin değil. Bu, Türkiye'deki tüm eğitim emekçilerinin durumunu gözler önüne seriyor. Özel okullarda, vakıf üniversitelerinde, kurshanelerde çalışan binlerce öğretmen benzer sıkıntılar yaşıyor. Ama çoğu sesini çıkaramıyor. İşte bu grevin asıl önemi burada: Örgütlü mücadelenin, toplu sözleşmenin ve dayanışmanın gücünü hatırlatıyor.

Konsolosluk yolunda bir rastlantı beni bu gerçekle yüzleştirdi. Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Eğer geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlere layık oldukları değeri vermiyorsak, onları kategoriler arasında ikinci sınıfa mahkum ediyorsak, nasıl bir eğitim kalitesi bekleyebiliriz? İtalyan Lisesi'nin kapısında bekleyen o öğretmenler, aslında hepimize bir soru soruyor: Eğitime, öğretmene, emeğe ne kadar değer veriyoruz?

Umarım bu grev, bir uzlaşmayla sonuçlanır. Umarım okul yönetimi ile öğretmenler, makul bir zeminde buluşur. Çünkü kazanan taraf öğretmen ya da yönetim değil, eğitim olmalı. Ve nihayetinde, o 450 öğrenci.