“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece onları, gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42)
İyi ki kıyamet var.
İyi ki ahiret var.
İyi ki Allah’ın adaleti var.
Çünkü bu dünyada nice hesaplar kapanmadan kalıyor. Nice gözyaşları yerde kalıyor. Nice geceler uykusuz geçiyor. Nice insanlar, uğradıkları haksızlığın ağırlığıyla susuyor. Zalim ise hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.
Ama Allah unutmaz.
Kur’an’ın uyarısı açıktır: Allah zalimlerin yaptıklarından habersiz değildir. Sadece onların hesabını belirlenmiş bir güne erteler. O gün kaçacak yer olmayacak, mazeretler işe yaramayacak, makamlar, servetler, şöhretler ve dünyadaki güçler hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Bugün “Allah’a havale ettim” diyene gülüp geçenler, yarın Allah’ın huzurunda bunun ne demek olduğunu anlayacaklar.
Çünkü mazlumun duası küçümsenecek bir söz değildir.
Peygamber Efendimiz, “Mazlumun duasından sakının. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” buyurmuştur. (Buhari, Mezalim; Müslim, İman)
Sen bir insanı ağlattınsa, o gözyaşı kaybolmadı.
Bir insanı gecelerce düşündürdüysen, o uykusuz geceler unutulmadı.
Bir insanın hakkını yediysen, o hak ortadan kalkmadı.
Bir insanı küçük düşürdüysen, onun onuru senin hesabına yazıldı.
Bir insanın kalbini kırdıysan, kırdığın o kalbin hesabı senden sorulacak.
Çünkü mesele yalnızca “Allah’tan af dilemekle” bitmiyor.
Kul hakkı varsa, hak sahibinin hakkı vardır.
Peygamber Efendimiz bir gün ashabına gerçek anlamda iflas etmiş kişinin kim olduğunu sordu ve ardından; namaz, oruç ve zekâtla geldiği hâlde insanlara sövmüş, iftira etmiş, mallarını yemiş, kanlarını dökmüş veya onları dövmüş kişinin sevaplarının hak sahiplerine verileceğini bildirdi. Sevapları yetmezse onların günahlarının da kendisine yükleneceğini söyledi. (Müslim, Birr)
İşte asıl iflas budur.
Dünyada zengin görünürken ahirette iflas etmek…
Dünyada güçlü görünürken mahşerde çaresiz kalmak…
Dünyada insanların önünde başı dik dolaşırken Allah’ın huzurunda hesap vermek…
O gün mesele, “Ben ne kadar kazandım?” olmayacak.
“Mazlumdan ne aldım?” sorusu da sorulacak.
Bugün “Nasıl olsa bir özür dilerim” diye düşündüğün insanın hakkı, yarın önüne çıkabilir.
Bugün “Helallik alırım” diye küçümsediğin mesele, yarın bütün sevaplarını götürebilir.
Helallik almak bu kadar kolay mı?
Bir insanın hayatını altüst et, sonra “Hakkını helal et” de…
Bir annenin, bir babanın, bir eşin, bir çocuğun gözyaşına sebep ol, sonra birkaç kelimeyle her şeyin kapanacağını düşün…
Hayır!
İslam’ın adalet anlayışı bu kadar basit değildir.
Kur’an, “Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve zulmü yasaklar.” buyurur. (Nahl, 90)
Öyleyse kimse yaptığı zulmü küçümsemesin.
Çünkü Allah’ın terazisi şaşmaz.
Dünyada mahkeme görmeyen bir zulüm, ahirette mahkemesiz kalmayacaktır.
Dünyada hakkını alamayan mazlum, ahirette hakkını alacaktır.
Belki bu dünyada zalim kazandı.
Ama hikâye burada bitmedi.
Belki mazlum sustu.
Ama onun susması hakkından vazgeçtiği anlamına gelmedi.
Belki sen unuttun.
Ama Allah unutmadı.
İşte bu yüzden insan, başkasının ahını almaktan korkmalı.
Bir insanın bedduasından değil sadece; Allah’ın huzurunda o insanın hakkını ödeyememekten korkmalı.
Çünkü o gün para geçmeyecek.
Makam geçmeyecek.
Adam geçmeyecek.
Bahane geçmeyecek.
Sadece hak ve adalet konuşacak.
Ve insan, dünyada ne yaptıysa onun karşılığını görecek.
Kur’an’ın ifadesiyle: “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.” (Zilzal, 7-8)
O hâlde zalimlere bir sözümüz var:
Mazlumun sessizliğini güçsüzlük sanmayın.
Ağlamasını unutkanlık sanmayın.
Susmasını rıza sanmayın.
“Allah’a havale ettim” sözünü küçümsemeyin.
Çünkü bazen bir mazlumun elinde hiçbir şey kalmaz; ama Allah’a açılmış iki eli kalır.
Ve o iki el, bütün kapılardan daha güçlüdür.
İyi ki kıyamet var.
İyi ki ahiret var.
İyi ki zalim yaptığının yanına kâr kalmayacak.
İyi ki mazlumun gözyaşı yerde kalmayacak.
İyi ki Allah var.
Çünkü dünyada adaletin yetişemediği yerde Allah’ın adaleti yetişecek.
Ve o gün herkes anlayacak:
Bazı hesaplar dünyada kapanmaz.
Bazı borçlar parayla ödenmez.
Bazı yaraların bedeli bir özür değildir.
Ve kul hakkı, sahibine ulaşmadan kapanmaz.