Kemâlpereset Cevdet Perine’e nazaran, “Naziler milyonlarca Yahûdiyi öldürüp cesedlerinden sabun yapıyordu”; “Büyük Şef”in bağrına bastığı Yahûdi akademisyenler bu fecî âk̆ibetten kurtulmuş oldular

Bu vazıyette Kemalist Üniversiteyi faâliyete geçirebilmek için yeni öğretim elemanlarına ihtiyâc doğuyordu. Esâs mes'ele kıbleyi Avrupa'ya çevirmek olduğuna göre, bu ihtiyâcı gidermenin en kestirme yolu, Avrupa'dan akademisyen ithâliydi. Cevdet Perin, bu akademisyenlerin “Alman” olduklarını belirtiyor. (Mezk̃ûr eser, 1981: 103) Fakat hangi “Almanlar”? (Tam da Siyonist ağzıyle konuşan) Perin’e nazaran, “cesetleri temerküz kamplarındaki fırınlarda yakılıp da onlardan sabun îmâl edilmesin” diye Almanya'dan kaçan Yahûdi akademisyenler:

“Irkçı Faşist Hitler rejimi, ‘Aryen' olmayan beyaz ırktan halkları bile ikinci sınıf yaratık sayıyor, hele zencilerle Yahudileri bu kategoriye bile koymuyordu.

“İşte bu sapık ideoloji yüzünden, milyonlarca Yahudi asıllı Alman ölüm kamplarında can verdiler, Dachau'daki özel fırınlarda yakılan cesetlerinden yapılan sabunlar cephelerdeki Alman Nasyonal Sosyalist askerlere yollandı, binlerce bilim adamı, sanatçı ve politikacı yurtlarını terk ettiler, kütüphanelerdeki kitapların çoğu meydanlarda törenlerle yakıldı…

“Ve bu kültür ‘vandalisme'i karşısında, bir tek devlet başkanı, ırk, din, ulus gözetmeksizin, Hitler'in cellatlarından kaçıp kurtulabilen Alman bilim adamlarına ve sanatçılarına yeni kurulan Türk Üniversite'sinin kapılarını açtırdı. Türk Cumhurbaşkanı, çağırılan veya görev almak üzere başvuran Alman ve Avusturyalı bilim adamlarının kişilikleriyle ve yapıtlarıyla yakından ilgileniyor, sayılarının sınırsız olmasını istiyordu.” (Perin 1981: 102-103)

Filhakîka, Kemalizmin pek çok iltifat ettiği bu Yahûdi akademisyenler, geldiler, Kemalist Üniversitenin belkemiğini teşkîl ettiler ve “ülkeye olan borçlarını, Türk gençlerini yetiştirmek, gerçek bilimi yaymak ve ‘medrese' zihniyetini yıkan bir çaba harcamakla ödediler”... (Perin 1981: 106)

Bunların -en azından- birçoğunun İlmî Zihniyetle mücehhez oldukları muhakkaktır. Fakat onlar, misâfir olarak bulundukları bir memlekette Totaliter Zihniyet ve Kemalist hurâfelere muhâlefet edemezlerdi. Nitekim, aralarından, alenen, meselâ Kemalizmin “Târih Tezi” ve “Güneş-Dil Teorisi” hurâfeleri aleyhinde bulunan hiç kimse çıkmadı…

Yahûdi akademisyenler hakkında Prof. Stanford Shaw'un verdiği îzâhat

Kemalist Üniversiteyi kuran bu akademisyen ve daha başka mesleklere mensûb muhâcirler hakkında, Prof. Stanford Shaw'un mevsûk, fakat (iyiliğe nankörlükle mukâbele eden bâzı Yahûdi şahsıyetlere karşı yer yer tenk̆îdler yöneltse de, umûmiyet îtibâriyle) Yahûdi noktainazarından kaleme alınmış bir eserinde, Türkiye'de neşredilmiş başka kaynaklarda rastlanmıyan gayet câlib-i dikkat mâl̃ûmat bulunuyor.

Shaw (1930 - 2006), Minnesota doğumlu Amerikalı bir Yahûdi târihçidir. Türkiye'den, kendisi gibi târihçi olan Ayşe Ezel Kural ile evlenmiş ve Wendy Meryem ismini verdikleri bir kızları olmuştur. Eşi, bâzı eserlerinin ortak müellifidir. Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi'nden emekli olduktan sonra, 1999'dan ölümüne kadar Bilkent Üniversitesi'nde ders vermiş, 15 Aralık 2006'da vefâtını müteâk̆ib İstanbul'da Ulus Aşkenaz Cemâati Mezarlığı'na defnedilmiştir. “Ermeni jenosidi” iddiâlarını cerheden neşriyât yaptığı için Ermenilerin şiddetli hücûmlarına mârûz kalmış, hattâ Los Angeles'taki evi bombalanmıştı. Ölümünden bir sene evvel, Türkiye Bilimler Akademisi'ne Fahrî Âzâ seçilmiş, bu sûretle kendisine kadirşinâslık gösterilmiştir.

Show'un atıfta bulunacağımız (New York University Press tarafından 1993’te, Nevyork’ta basılmış XIII+424 sayfalık) kitabının İngilizce aslındaki ismi, Turkey and the Holocaust: Turkey′s Role in Rescuing Turkish and European Jewry from Nazi Persecution, 1933–1945’tir. (https://www.librarything.com/author/shawstanfordj ve https://www.librarything.com/work/4023743; 15.9.2017) Kitabın Prof. Dr. Fahir Armaoğlu ve Kutluk Armaoğlu tarafından yapılan 512 sayfalık (maâlesef ifâde kusûrlarıyle dolu) bir tercümesi, 2014'te, Timaş Yayınevi tarafından neşredilmiştir: 1933-1945; Yahudi Soykırımı ve Türkiye; Yahudiler Nazi Zulmünden Nasıl Kurtarıldı?

Show'un mezk̃ûr kitabında, Kemalist Üniversiteyi kuran Yahûdi akademisyenlerin mühim bir kısmının tercümeihâlleri de bulunuyor. Show, kitabında, akademisyenler hakkında naklettiği bilgileri, içlerinde, bahis mevzûu muhâcir akademisyenlerin hâtırâtlarının da yer aldığı birçok şâyân-ı îtimâd kaynak ve araştırmaya istinâd ettiriyor. Onun kitabından, sâdece şu umûmî bilgileri ik̆tibâsla iktifâ ediyoruz:

“Türkiye Cumhuriyeti, 1930'larda, Nazi zulmünden kaçan yüzlerce profesör, öğretmen, doktor, avukat, sanatkâr ve laborant ile binlerce az veya çok tanınmış kişiyi mülteci olarak kabul etmiştir. Bunların çoğunluğuna, Naziler tarafından kovulmalarından sonra altı ay içinde Türkiye'de önemli görevler verilmiştir. Çoğunluğu, o sırada reforme edilmekte olan ve modernizasyon safhasında bulunan İstanbul Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi'nin yeni kurulmakta olan fakültelerinde kürsü profesörlüklerine atanmışlardır. Diğerleri ise, birçok bilim adamı kuşağının yetiştirildiği önemli bilim ve araştırma enstitülerinin kurulması ve yönetilmesinde görevlendirilmişlerdir.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 24-25)

1-209

(https://www.librarything.com/author/shawstanfordj, 15.9.2017; https://www.librarything.com/work/4023743, 15.9.2017)

Osmanlı ve İslâm târihi hakkında pek kıymetli eserlerin müellifi Stanford J. Shaw ve çalışmamızda atıfta bulunduğumuz eserinin ilk baskısının kapağı…

***

“1933'ten sonra Türkiye'ye gelen öğretim üyeleri içinde, Naziler iktidara gelmeden önce Almanya ve Avusturya'da çok meşhur olmuş bilim adamları bulunuyordu ve bunlar Yahudi oldukları gerekçesi ile görevlerinden atılmışlardı. Bunların içinde, sadece Nazizme muhalefet ettiği için atılanlar olduğu gibi, kendileri Yahudi olmadığı hâlde, ailelerinin geçmişinde Yahudilerin bulunduğu Nazilerce keşfedildikleri için atılanlar da bulunuyordu. Bunların çoğu, aileleri ve asistanları ile geldiler.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 26)

Ecnebî Yahûdi akademisyenlerin imtiyâzlı satüsü

“Bu Yahudi öğretim üyeleri, 2, 3 veya 5 yıllık sözleşmelerle işe alınmışlardır. Başlangıçta tercüman vasıtasıyla ders vermiş iseler de, kendilerinden ilk sözleşmeleri süresinde Türkçe öğrenmeleri istenmiştir. Ayrıca öğrenciler için tercüme edilmek üzere ders kitabı da yazmak zorundaydılar. Buna karşılık, aynı durumdaki Türk öğretim üyelerinden çok daha fazla ücret aldıkları gibi, gelişleri için yol paraları ile eşya ve kitaplarının nakliye masrafları da karşılanabiliyor ve asistanlarını da beraber getirebiliyorlardı.

“Türk hükûmeti, rahatlarını sağlamak ve araştırmalarını kolaylaştırmak için, bu sığınmacı hocaları vergi muafiyetinden yararlandırmak, kendilerine bedava ev vermek ve bazılarını Türk vatandaşlığına almak gibi elinden gelen her şeyi yapsa da, bu yüksek maaşlı ve ayrıcalıklı yabancı uzmanların akını, sorunlar da doğurmuyor değildi. […]

“Gerçekten, bu mülteci hocalar ve bilim adamları birçok Türk hocanın kızgınlığına sebep oldu. […] Bazıları üniversite reformu dolayısıyla üniversiteden uzaklaştırıldıklarına, kalanlar da bu yeni gelenlerin kendilerinden dört veya beş kat fazla para almalarına kızdılar. Ayrıca, bu yeni gelenlere, Almanya'dan kendi asistanlarını getirmenin yanı sıra, bir de Türk asistanlar verildi. Halbuki bu sonuncular, genellikle, Alman hocalar gelmeseydi, kendileri hocalığa tayin edilecek kimselerdi.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 30-31)

“Alman hükûmeti, Türkiye'deki bütün Yahudi mültecilerin vatandaşlıklarını iptal ettiği gibi, Türkiye Yahudileri de dâhil bütün bu mülteci Yahudilerin, cezalandırılmak üzere Almanya'ya iadesini Türkiye'den resmen istedi. Savaş sırasında bu isteklere tehdit unsuru da karıştırılmasına rağmen, Türk hükûmeti devamlı olarak direndi.” (Shaw / Armaoğlu 2014: 35)