Veritas Locası Âzâsı iki Komitacı daha: Hüseyin Hilmi Paşa ve Ali Rızâ Paşa

Üstâd-ı Âzam Kemalettin Apak’ın Veritas (ve Macedonia Risorta) hakkında Mason Birâderlerinden şifâhen derlediği bilgiler, hem muhtasar, hem de kısmen hatâlıdır. Iacovella ve Dumont sâyesinde, bu Localar hakkında artık bir hayli esâsî mâl̃ûmât sâhibiyiz. Her hâl-ü-k̃ârda bu üç kaynak birbirini tamâmlıyor.

Apak’ın Veritas Locası Âzâları listesinde fevkal̃âde mühim şu iki isim bulunmuyor: Hüseyin Hilmi ve Ali Rızâ Paşalar… Bu eksikliği Paul Dumont tamâmlıyor.

Dumont, Fransa Meşrik̆-i Âzamı’nın (bizim gibi araştırmacıların tedk̆îk̆ine açık olmıyan) Arşivindeki evrâka istinâden, hemen İttihâdcı İhtilâlini tâk̆îben, Mason Localarının, kayıd yaptırmak istiyenlerin hücûmuna mârûz kaldığını tesbît ediyor. (Bizim tâbirimizle, Mason olmak âdetâ bir moda olmuştu!) En azından Selânik’de, Masonluk, alkışlanıyor, göklere çıkarılıyordu. Memleketin yeni hâkimlerinin ekserîsi açıkça Mason olduklarını kabûl ediyorlar ve bu da Masonluğun îtibârını arttırıyordu. Bu hâlden en fazla İTK’nın perde-arkasındaki en nüfûzlu şahsıyetlerinden biri olarak görülen Emanuele Carasso’nun Macedonia Risorta Locası istifâde etti. L̃âkin Selânik’deki dîğer Localar ve husûsen Veritas Locası da, aynı cereyân içinde, tekrîs taleblerinde büyük bir artışla karşılaştı. (Désormais, la franc-maçonnerie était, à Salonique tout au moins, applaudie, couverte de lauriers. La plupart des nouveaux maîtres du pays s’avouaient ouvertement francs-maçons. Le résultat de ce changement de conjoncture ne se fit pas attendre. Cu fut une ruée sans précédent en direction des loges. L’atelier d’Emmanuel Carasso -ce dernier passait pour être une des éminences grises du Comité Union et Progrès- fut naturellement le pirnicipal bénéficiaire de ce subit engouement des élites ottomanes pour la franc-maçonnerie. Mais les autres loges de Salonique, et en particulier la loge Veritas, eurent elles aussi à faire face à une multiplication des canditatures à l’initiation.)

Yeni tekrîs edilenler arasında, bilhâssa iki gözde şahsıyet dikkati çekiyor: Ali Rızâ Paşa ve Hüseyin Hilmi Paşa… (Parmi les nuvelles recrues de la loge Veritas allaient figurer notamment deux personnalités de marque, Ali Rıza Pacha et Hüseyin Hilmi Pacha.)

Sâbık Manastır Vâlisi Ali Rızâ Paşa (İstanbul, 1860 – a.y., 31.10.1932, İçerenköy Mez.), İhtilâl esnâsında, III. Kolordu Erk̃ânıharbiye Reîsi idi ve onu parlak bir istik̆bâl̃ bekliyordu. (1908’de Harbiye Nâzırı ve Âyân Meclisi Âzâsı, Birinci Cihân Harbi arifesinde Dâhiliye Nâzırı ve Ekim 1919 ilâ Mart 1920’de Sadrâzam olmuştur.) (Ancien gouverneur de la province de Monastir, Ali Rıza Pacha occupait au moment de la révolution jeune-turque les fonctions de chef d’état-major du troisième corp d’armée. Il était promis à une belle carrière de haut dignitaire de l’Empire finissant. -Ministre de la Guerre en 1908, puis membre de la Chambre de Notables, Ali Rıza Pacha termina sa carrière au lendemain de la Première Guerre mondiale comme ministre de l’Intérieur, après avoir détenu pendant quelques mois, octobre 1919 / mars 1920, le portefeuille de Grand-Vizir.-)

(Ahmed Cemâl Paşa gibi Midillili olan) Hüseyin Hilmi Paşa ise (Midilli, 1855 – Viyana, 1923, İst. Yahyâ Ef. Mez.), tekrîs edildiği târihte, Vilâyât-ı Selâse (Selânik, Manastır ve Kosova) Umûmî Müfettişi idi.

“Selânik’e 1903’te gelmiş, liberal̃ ve dirâyetli idâresiyle dikkati çekmişti. 1908’de İhtilâl cereyânına katılmasını bilmiş ve bu sebeble Memleketin en gözde şahsıyetlerinden biri hâline gelmişti. 1908 – 1909’da Dâhiliye Nâzırı, 1909 – 1910’da Sadrâzam olmuş, kendini, resmî hayâtının sonuna kadar, Aydınlanma Felsefesini benimsemiş Osmanlı bürokrasisinin en tipik mümessillerinden biri olarak kabûl̃ ettirmiştir. (Hüseyin Hilmi Pacha, pour sa part, était, à l’époque de son initiation, inspecteur général des trois vilayet de Macédoine. Arrivé à Salonique en 1903, il s’était d’emblée fait remarquer par son libéralisme et ses capacités exceptionnelles d’administrateur. En 1908, il avait su prendre à temps le train de la révolution et était devenu, de ce fait, une des personnalités les plus en vue du pays. Ministre de l’Intérieur en 1908-1909, puis Grand-Vizir -1909/1910-, il devait s’imposer jusqu’à la fin de sa vie publique comme un des représentants les plus typiques de la bureaucratie ottomane éclairée.)” (Paul Dumont 2013: 71)

Şu husûsa da işâret etmek lâzım ki her ne kadar Hüseyin Hilmi Paşa, İhtilâlin hemen akabinde Veritas Locası’nda tekrîs edilmiş olsa da, o bu Locayle zâten iltisâklı idi. Şöyle ki: Bir taraftan (üstelik, içlerinden birinin Üstâd-ı Muhteremliğini deruhde ettiği) bu Locanın müessisleri olan Modiano’ların köşkünde ikâmet etmekteydi (Kâzım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul: Sucuoğlu Matbaası, 1957, ss. 30-34), dîğer taraftan da, bu Locanın Âzâsı (Sabataî) Tal̃at İsmâil’i nezdinde tercüman olarak tutmaktaydı (Paul Dumont 2013: 69). Bu gibi ipuclarına istinâden, İhtilâl evvelinde dahi, onun bütün bir Sabataî-Mason Câmiâsıyle irtibât hâlinde olduğuna hükmetmek, aklın muktezâsıdır. (Zâten kendisi de, aynen hemşehrîsi gibi, Sabataî profilinin tipik bir nümûnesidir…)

Veritas Locası, “Yahûdi müessesi” hüviyetini dâimâ muhâfaza etti

Paul Dumont’un, Veritas Locası hakkındaki pek mühim bir değerlendirmesi de, onun “Yahûdi müessesesi” hüviyetini hep muhâfaza ettiğine dâirdir:

“Veritas Locası, her ne kadar sînesine birkaç Gayr-i Yahûdi kabûl̃ etmek mecbûriyetinde kalmış olsa da, bütün târihi boyunca, esâs îtibâriyle bir Yahûdi müessesesi olmıya devâm ettiği intibâı bırakıyor. Müslüman [???] ve Sabataî tekrîslerinin çoğaldığı 1908 ilâ 1912 senelerinde dahi, Mûsevîler, Locada dâimâ büyük ekseriyeti teşkîl etmekden hâlî kalmadılar. Bu demekdir ki Locayı istedikleri gibi idâre edecek ve ona dîndaşlarının menfâat̃ ve ihtiyâclarına uygun bir hareket hattı tâyîn edecek kadar kuvvetli bir mevk̆ide bulunuyorlardı. (Bien qu’elle eût accepté d’admettre en son sein quelques non-Juifs, la loge Veritas devait cependant continuer d’apparaître, tout au long de son histoire, comme une institution esentiellement juive. Même dans les années 1908 à 1912 marquées par une multiplication des initiations de musulmans et de Sabbatéens, les Israélites ne cessèrent jamais d’y être très largement majoritaires. C’est dire qu’ils se trouvaient en fort bonne position pour mener l’atelier à leur guise et lui imposer une ligne de conduite conforme aux intérêts et aux besoins de leurs coreligionnaires.)” (Paul Dumont 2013: 69)

Midillili Farmason Ahmed Cemâl̃ Paşa’nın eşi Seniha Hanım

Veritas Locası’nın bir müntesibi olan Midillili Ahmed Cemâl̃ Paşa’nın hayâtı ve faâliyetleri üzerinde ibretle teemmül edildiğinde, kendisinin Sabataî profilinin tipik bir nümûnesi olduğu intibâı edinildiği gibi, eşinin hayât tarzı da bu intibâı iyice kuvvetlendiriyor.

Evvelâ, kendisiyle senelerce Erk̃ânıharbiye Reîsi olarak çalışan ve -yukarıda naklettiğimiz vechiyle- şahsıyetine büyük hayrânlık besliyen Org. Ali Fuad Erden’in şu müşâhedesini kaydedelim:

“Cemal Paşa mutaassıp değildi ve liberaldi.” (Erden, Birinci Dünya Harbinde Suriye Hâtıraları 1954: 271)

Bu tâbirlerin Mason jargonunda ne mânâya geldiği mâl̃ûm: Müslüman değildi!

Zâten Erden’in Hâtırât’ları boyunca bize tanıttığı “zâlim ve diktatör” Cemâl̃ Paşa, bu hükmü têyîd eder mâhiyettedir…

Mason olması ise, bu husûsda en küçük bir tereddüde mahal̃ bırakmaz.

Eşi Seniha Hanım da (1882 – İstanbul, 1962), tam mânâsıyle “sosyetik” bir kadındı… O devirde bu sıfatı müstahak görebileceğimiz Türk isimli kadınlar, sâdece Sabataî kadınlardır. (Belki, nâdiren görülen Sabataîleşmiş kadınlar da…)

Cemâl̃ Paşa hakkında bir kitab ve Seniha Hanım hakkında bir makâle çalışması bulunan Doç. Dr. Nevzat Artuç’un Seniha Hanım hakkındaki şu birkaç tesbîti, bu husûsta bir fikir veriyor:

“Seniha Hanım, Serez Fırkası Kumandanı Mehmet Paşa’nın yeğeni Binbaşı Hasan Bey ile Ayşe Hanım’ın kızıdır… […] Cemal Paşa, henüz 17 yaşında olan Seniha Hanım ile, 2 Haziran 1899’da, Selânik’te hayatını birleştirmiştir… […] Seniha Hanım’ın ailesi mutaassıp değildi… […] Oldukça rahat bir ortamda büyüyen Seniha Hanım, sosyal ve çağdaş bir kadın portresi çizmiştir… […] Seniha Hanım, Doğan Hızlan’ın ifadesiyle, sosyal yaşamdan asla ödün vermeyen bir İstanbul hanımefendisidir. Nitekim ekonomik olarak çok zor durumda olduğu ve hatta devlet tarafından verilen evini satmak zorunda olduğu günlerde bile, dönemin İstanbul sosyetesinin uğrak mekânlarından olan Beyoğlu’ndaki meşhur Lebon Pastanesi’nde çay içmek alışkanlığından vazgeçmemiştir… […] (Cemal Paşa’nın 22 Haziran 1922’de öldürülmesinden sonra) yurda dönüş yapan Seniha Hanım, 10 gün boyunca Mustafa Kemal Paşa tarafından Çankaya Köşkü’nde şeref konuğu olarak ağırlanmıştır. Mustafa Kemal Paşa, yakın dostu ve silah arkadaşı Cemal Paşa’nın eşine son derece saygılı davranmış ve ihtiyaçlarının karşılanmasını emretmiştir… […] Atatürk Dönemi’nde Türk kadınlarına verilen hakları kendi mücadelelerinin bir sonucu olarak değerlendirmiş ve memnuniyetle karşılamıştır… […] Aile, 1943 yılında devlet tarafından bağışlanan evi satmak zorunda kalmıştır. Ancak Seniha Hanım yaşadığı tüm olumsuzluklara ve sıkıntılara rağmen İstanbul sosyal yaşamından bir an bile kopmamıştır. Seniha Hanım, 1962 yılında, 80 yaşında iken İstanbul’da vefat etmiştir…” (Doç. Dr. Nevzat Artuç, “Cemal Paşa’nın Eşi Seniha Hanım’ın Hatıraları”, Tarih ve Gelecek Dergisi, Aralık 2021, Cilt 7, Sayı 4, ss. 748-762; https://dergipark.org.tr/tr/pub/jhf/article/1025413; 8.9.2026)

Seniha Cemal, başlattıkları hareketin Kemalist “Kadın İnk̆ilâbı”yle hedefine ulaştığını ifâde ediyor

Artuç, Seniha Hanım’la yapılmış mülâkatlardan (hâssaten 1934’te Feridun Kandemir’e ve 1954’te Suzan Esler’e verdiği mülâkatlardan) yaptığı geniş ik̆tibâslara istinâden yukarıda naklettiğimiz kabîlden tesbîtlerde bulunuyor. O mülâkatlarda, bizim de şu gibi ifâdeler dikkatimizi çekiyor:

“Şimdiki gençler kadının cemiyetteki rolünün, manasının ehemmiyetini acaba hakkıyla takdir edebilirler mi? Çünkü onlar için bu vaziyet çok tabii. Hayatı anlamaya başladıkları günden beri cemiyeti böyle buldular… O zaman tasavvur edin, kaç-göç devri. […] Hem de benim ailem bütün bütün mutaassıp değildi. Ecnebiler ile görüşürdük. Bizi davet ederlerdi. Biz de mukabele ederdik. Fakat hanımlar ayrı, beyler ayrı tabii. […] Sosyete hayatına girdiğim zaman ailenin samimi erkekleriyle görüşmeye başladık. […]

“Hepimiz çarşaflı fakat yüzlerimiz açık olarak birer masa başında duruyor satış yapıyorduk. Bütün sefirler, vekiller davetliydi. O gün adeta altın yağdı diyebilirim. Bu suretle mektep açmak gayemizi gerçekleştirebildik. Hanımların bu muvaffakiyeti çok takdir topladı. Sergiden sonra Cemal Paşa, merhum Cavit Bey ve bir Türk Nazırı ile Rus sefirini davet ederek onlarla bir masada çay içtik. Yine tuhaf bakanlar oldu. İleri-geri söylenenler kulağımıza geldi. Cemal Paşa: Hiç aldırmamalı, bu adımların atılması lazımdır ve devam ettirmelidir! fikrini daima müdafaa ediyordu. İşte böyle çok sert ve çetin mücadeleler geçirdik. […]

“Şimdi düşünüyorum da hakikaten bugüne yetişmek bize epey çetin mücadelelerden sonra nasip oldu. Daha sonraları Cumhuriyet Devri, Atatürk Devri, kadınların müsavi hakları. Bizim zamanımızı ve bugün elde edilenleri hatırladıkça yaptıklarımızın hayırlı neticeleri içimi büyük bir hazla dolduruyor… Hayli yorulduk ama muvaffak olduğumuzu görmekle dinleniyor, huzur duyuyoruz. […]

“Cemal Paşa şehit olduktan sonra biz vatana dönünce, bütün acılarımızı ve bütün mahrumiyet ve ıstıraplarımızı unutturan büyük ve alicenap bir himaye ile karşılaştık. Evlatlarıma babasızlıklarını, yetimliğin dayanılmaz acısını unutturan ve bana yaşamak kudret ve cesaretini veren Ulu Gazimize daima son nefesimize kadar minnettar kalacağız. Onun büyük ve tarife sığmaz alicenaplığı olmasa idi… Cemal Paşa’nın hakkı varmış… Bana kaç defa: Ben ölürsem o sizi unutmaz merak etmeyin! derdi. Onun, bizi Cemal Paşa’nın bile tahmin ve tasavvur edemeyeceği şeklide himaye ettiğini ve ancak bu büyük himaye sayesinde yeniden kuvvet ve can bulduğumuzu şimdi şurada itiraf ederken bile bütün kederlerimi, gamlarımı unutur gibi oluyorum. Ben de çocuklarım da Ulu Gazimize ve bize ağuşunu şefkatle açan cumhuriyet hükümetimize ilelebet borçlu ve minnettar kalacağız. Eminim Cemal Paşa’nın ruhu da bu büyüklük ile rahat ve şaddır.” (Artuç 2021’den naklen)