Büyük devlet olmak; sadece askeri güçle, ekonomik büyüklükle ya da diplomatik görünürlükle ölçülmez. Büyük devlet olmak, tarih önünde sorumluluk üstlenmektir. Türkiye tam da böyle bir eşikte duruyor. Çünkü Türkiye’nin tarihi, Türkiye’nin coğrafyası, Türkiye’nin şartları ve Türkiye’nin müktesebatı; bütün Müslümanlara sahip çıkma sorumluluğunu Türkiye’nin omuzlarına yüklüyor.
Bu, romantik bir iddia değil; tarihsel bir gerçektir. Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti yalnızca sınırlarını genişleten bir imparatorluk olmadı. Farklı milletleri, farklı mezhepleri ve farklı kültürleri aynı çatı altında tutmaya çalışan bir düzen inşa etti. Kudüs’teki bir mabedin huzuru ile Balkanlar’daki bir köyün güvenliği aynı merkezden gözetiliyordu. Devlet yıkıldığında yalnızca bir siyasi yapı dağılmadı; İslam dünyasının merkezi otoritesi çöktü ve ümmet coğrafyası parçalandı.
Bugün yaşanan krizlere bu perspektiften bakmak zorundayız. Irak’ın işgali, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesi, Libya’nın bölünmesi ve İran üzerindeki ağır baskı… Bunlar birbirinden kopuk gelişmeler değil. Bölgesel aktörlerin tek tek zayıflatıldığı bir sürecin halkalarıdır. Eğer bu zincir devam ederse, sıranın Türkiye’ye gelmeyeceğini kim garanti edebilir?
Türkiye’nin tarihi ona edilgen kalma hakkı tanımıyor. Çünkü bu millet, yalnızca kendi sınırlarını savunmuş bir millet değildir. Çanakkale’de omuz omuza yatan farklı coğrafyalardan gençler bunun şahididir. Çanakkale yalnızca bir savaş alanı değil; ümmet bilincinin sembolüdür. Türkiye’nin müktesebatı; yani devlet tecrübesi, ilmi birikimi, dini geleneği ve toplumsal dayanışma kültürü; onu sıradan bir bölge ülkesi olmaktan çıkarır.
Coğrafya ise bu sorumluluğu daha da ağırlaştırıyor. Türkiye Balkanlar’ın, Kafkasya’nın ve Orta Doğu’nun tam merkezinde. Bölgedeki her kırılma Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Bu yüzden Türkiye’nin “bana ne” deme lüksü yok. Türkiye’nin şartları, onu tarafsız bir seyirci olmaya değil; denge kuran bir aktör olmaya zorluyor.
Ancak büyük devlet olmanın bedeli tam da burada başlıyor. Küresel sistem, bağımsız hareket etme iradesi gösteren ülkeleri rahat bırakmaz. Ekonomik baskılar, finansal manipülasyonlar, diplomatik kuşatmalar ve içeride toplumsal fay hatlarını tetikleyen operasyonlar devreye girer. Dün başka ülkelerde uygulanan yöntemlerin benzerleri yarın Türkiye üzerinde denenmeyecektir demek saflık olur.
Bu nedenle asıl mesele yalnızca dış tehdit değildir; iç sağlamlıktır. Mezhepçilik, etnik gerilim, siyasi kutuplaşma… Bunların her biri Türkiye’nin en zayıf noktası haline gelebilir. Oysa Türkiye’nin tarihi ve müktesebatı, ayrışmayı değil kuşatıcılığı gerektirir. Eğer iç cephe sağlam tutulmazsa, büyük iddia büyük kırılganlık üretir.
Türkiye bugün ciddi bir kapasiteye sahiptir. Türk Kızılay dünyanın kriz bölgelerinde insani yardım ulaştırırken, TİKA farklı coğrafyalarda kalkınma projeleri yürütmektedir. Bu Türkiye’nin yumuşak gücüdür. Fakat büyük devlet olmak sadece merhamet göstermek değildir; caydırıcılık üretmektir. Savunma sanayiinde atılan yerli adımlar, ekonomik bağımsızlık çabaları ve enerji çeşitlendirmesi bu yüzden hayati önemdedir.
Eğer İran üzerinden yürüyen baskı süreci bölgesel güçleri tek tek yalnızlaştırma stratejisinin bir parçasıysa, Türkiye bu tabloyu dikkatle okumalıdır. Türkiye’nin tarihi, Türkiye’nin coğrafyası, Türkiye’nin şartları ve Türkiye’nin müktesebatı; bütün Müslümanlara sahip çıkma sorumluluğunu Türkiye’ye yüklüyor. Bu sorumluluktan kaçmak kısa vadede konfor sağlayabilir; fakat uzun vadede Türkiye’yi sıradanlaştırır ve savunmasız bırakır.
Büyük devlet olmanın bedeli; konfor alanından çıkmaktır. İçeride birlik üretmek, dışarıda dengeli ama kararlı bir duruş sergilemektir. Güçlü olmak yetmez; güçlü kalabilmek için hazırlıklı olmak gerekir.
Türkiye ya gelişmeleri uzaktan izleyen sıradan bir ülke olacak ya da tarihinin yüklediği sorumluluğu taşıyacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki büyük iddia büyük bedel ister. Bu bedel akılla, stratejiyle ve birlikle ödenirse Türkiye sadece kendini korumaz; bölgesel istikrarın merkezine dönüşür. Aksi halde tarih, hazırlıksız yakalanan büyük milletlere karşı merhametli davranmaz.
//////////////////