Bir banka hesabından para gönderirken, bir yatırım fonuna girerken, bir alışveriş yaparken ya da bir internet hizmetini kullanırken çoğumuz aynı şeyi düşünürüz: İşimizi yaptık ve bitti.
Oysa hayatın içindeki pek çok işlem, yapıldığı anda sona ermiyor. Bir para transferinin kaydı var. Bir yatırım işleminin kaydı var. Bir kredi başvurusunun kaydı var. Bazı internet hizmetlerinde bağlantı ve işlem kayıtları tutulabiliyor.
Fakat bunların niteliği, saklanma süresi ve hangi şartlarda erişilebileceği aynı değil.
Ortak gerçek ise şu:
Hayatımız, fark ettiğimizden daha fazla kayıt üretiyor.
Son günlerde gündemin merkezine yerleşen fon soruşturması da bu açıdan yalnızca yatırımcıların parasını ilgilendiren bir hadise değil. Aynı zamanda hepimize daha geniş bir meseleyi hatırlatıyor:
Bir işlemi yaparken yalnızca sonucunu mu düşünüyoruz, yoksa o işlemin nasıl bir kayıt oluşturduğunu da biliyor muyuz?
Çünkü finansal okuryazarlık artık yalnızca faiz oranını, fon türünü veya hisse senedini bilmekten ibaret değil.
Bir de kayıt okuryazarlığı gerekiyor.
Kayıt okuryazarlığı, insanın yaptığı her hareketten korkması değildir. Ne yaptığını, hangi bilginin neden kayda dönüşebileceğini ve bu bilginin hangi hukuki şartlarda kullanılabileceğini bilmektir.
Bir bankada hesap açarken hangi bilgilerimizin işlendiğini bilmek.
Bir yatırım işlemi yaparken işlemin hangi kayıtları oluşturabileceğini anlamak.
Bir ödeme yaparken yalnızca paranın değil, işlemin tarihinin, tutarının ve taraflarının da kayıt oluşturabileceğini bilmek.
Bir internet hizmetini kullanırken hangi verilerin hangi amaçlarla işlenebileceğini anlamak.
Bunlar artık yalnızca hukukçuların, bankacıların veya bilişim uzmanlarının konusu olmamalı.
Vatandaşın günlük hayat bilgisi haline gelmeli.
Çünkü toplumların gelişmişliği yalnızca daha fazla bilgiye sahip olmalarıyla ölçülmez. Hangi bilginin nerede tutulduğunu ve hangi şartlarda kullanılabileceğini bilmeleri de bir yurttaşlık becerisidir.
Burada çok önemli bir ayrım var.
Bir işlemin kayıt altına alınması, kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez.
Bir IBAN hareketi tek başına suç değildir.
Bir internet giriş kaydı tek başına suç değildir.
Bir para transferi, bir telefon görüşmesi veya bir yatırım işlemi de kendi başına bir hüküm değildir.
Kayıt, delille aynı şey değildir.
Kayıt çoğu zaman yalnızca bir olayın gerçekleştiğini gösteren veridir. Onun ne anlama geldiği; bağlama, başka bilgilerle ilişkisine ve hukuki değerlendirmeye göre ortaya çıkar.
Bu ayrımı bilmediğimizde iki uç arasında savruluyoruz.
Bir tarafta "Nasıl olsa kimse bakmaz" rahatlığı.
Diğer tarafta "Her şeyim izleniyor" korkusu.
Oysa ihtiyaç duyduğumuz şey ne kayıtsızlık ne de korkudur.
Bilinçtir.
Mesela günlük hayatta duyduğumuz "Kredi kartı geçmiyor, IBAN'a atsan olur mu?" cümlesi tek başına suç teşkil eden bir ifade değildir. Fakat yapılan para alışverişinin niteliğini, taraflarını ve amacını anlamadan hareket etmek de doğru değildir.
Asıl mesele cümlenin masum olup olmadığı değil, insanın yaptığı işlemin mali ve hukuki niteliğinin farkında olup olmadığıdır.
Bu farkındalık özellikle para konusunda önemlidir.
Çünkü para yalnızca cebimizde duran bir değer değildir. Nereden geldiği, nereye gittiği, hangi işlemle el değiştirdiği ve gerektiğinde nasıl açıklanabildiği de önem taşır.
Devletin görevi vatandaşın hayatını kuşku üzerine kurmak değildir.
Devletin görevi kuralları açıklaştırmak, denetimi hukuk içinde yürütmek, kişisel veriyi korumak ve vatandaşın hangi verisinin neden işlendiğini anlayabileceği bir düzen kurmaktır.
Vatandaşın görevi ise kuralları bilmeden hareket etmenin bir maharet olmadığını anlamaktır.
Belki de önümüzdeki yılların en önemli yurttaşlık derslerinden biri burada başlayacak:
Ne yaptığını bilmek kadar, yaptığın şeyin nasıl kayda dönüştüğünü bilmek.
Bu bilgi insanı korkutmaz.
Aksine, daha dikkatli, daha özgür ve daha sorumlu hale getirir.
Çünkü kayıtların çoğaldığı bir hayatta asıl ihtiyaç, iz bırakmamak değildir.
Bıraktığımız izin ne olduğunu bilmektir.
Bunun yolu da vatandaşın finansal, hukuki ve kişisel veri okuryazarlığını birlikte geliştirmekten geçiyor.
Okullarda temel finans bilgisi kadar kişisel veri bilinci anlatılmalı. Bankalar ve finans kuruluşları, müşterilerine yalnızca ürün sunmamalı; yaptıkları işlemlerin hangi kayıtları oluşturduğunu anlaşılır biçimde açıklamalı. Kamu kurumları da hangi verinin hangi hukuki dayanakla işlendiğini daha sade bir dille anlatmalı.
Çünkü kayıt düzeni ancak anlaşılır olduğunda güven üretir.
Anlaşılmayan kayıt, vatandaşa yük olur.
Anlaşılan kayıt ise sorumluluğu büyütür.
Ve belki de bugün ihtiyacımız olan yeni görgü kuralı tam olarak budur:
Yaptığımız işin yalnızca bize ait olmadığını; her işlemin bir bağlam, her bağlamın da bir sorumluluk taşıdığını bilmek.