Kudüs sadece bir şehir değildir. Kudüs, ümmetin vicdanıdır. Kudüs, peygamberlerin mirasıdır. Kudüs, insanlığın adalet sınavıdır. Kudüs'e karşı duyarsızlaşan bir kalp, zamanla zulme karşı da duyarsızlaşır. Çünkü Kudüs meselesi yalnızca bir toprak parçası değil; hak ile batılın, adalet ile zulmün, izzet ile zilletin mücadelesidir.

Bugün Gazze'de çocuklar açlıktan ölürken, anneler evlatlarının cansız bedenlerini kucaklarken, dünyanın büyük bir kısmı sessizliğe gömülmüş durumda. Oysa Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla’ diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”

(Nisâ, 4/75)

Bu ayet, mazlumların feryadına kulak vermeyen her vicdana yöneltilmiş ilahi bir sorudur. Kudüs'ü konuşmamak, Gazze'nin acısını görmezden gelmek, mazlumların çığlığını duymamaktır.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Müminler birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidirler. Bedenin bir organı rahatsız olunca diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.”

(Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Peki bugün Gazze yanarken ümmetin hangi organı sızlıyor? Hangi başkentin ışıkları bu acıyla sönüyor? Hangi sarayın duvarları çocukların çığlıklarıyla titriyor?

Kudüs, ilk kıblemizdir. Miraç yolculuğunun kapısıdır. Peygamberlerin buluşma noktasıdır. Resûlullah (sav) Mescid-i Aksâ hakkında şöyle buyurmuştur:

“Yolculuk ancak şu üç mescidden birine yapılır: Mescid-i Haram, benim şu mescidim ve Mescid-i Aksâ.”

(Buhârî, Fedâilü's-Salât, 1)

Mescid-i Aksâ'yı yalnız bırakanlar, aslında kendi tarihlerini, kendi kimliklerini ve kendi geleceklerini yalnız bırakmaktadırlar. Çünkü Kudüs bilinci olmayan bir nesil, ümmet bilincini de kaybeder.

Kur'an, zalimlere meyletmeyi bile yasaklamıştır:

“Sakın zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur.”

(Hûd, 11/113)

Bugün zulmü alkışlayanlar kadar, ona sessiz kalanlar da tarihin vicdanında mahkûm olacaktır. Zira sessizlik bazen zulmün en büyük destekçisidir.

Kudüs'ü savunmak sadece Filistinlilerin görevi değildir. Kudüs, tüm Müslümanların emaneti, tüm insanlığın ortak vicdanıdır. Kudüs'e sahip çıkmak; adalete, insan haklarına, özgürlüğe ve insan onuruna sahip çıkmaktır.

Bugün çocuklarımızı Kudüs bilinciyle yetiştirmezsek yarın onların hangi davaya sahip çıkmasını bekleyebiliriz? Kudüs'ü unutan nesiller, tarihlerini unutur; tarihini unutanlar ise geleceğini başkalarının yazmasına razı olur.

Bu yüzden diyoruz ki:

Kudüs bilincini kuşanmayan bir Müslümanın ne İslam âlemine, ne insanlığa ne de yarınlara dair sözü olabilir. Çünkü Kudüs, sadece bir şehir değil; imanımızın, vicdanımızın ve insanlığımızın turnusol kâğıdıdır.

Bir gün herkes konuştuğu sözlerden değil, sustuğu hakikatlerden de hesaba çekilecektir. O gün geldiğinde Kudüs için ne yaptığımız değil, yapmamız gerekirken neden sessiz kaldığımız sorulacaktır.